İzleyiciler

huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2012 Pazartesi

"2013'e bir hafta kala" yazısı

Merhaba!

Neler yapıyorsunuz, hayatlarınız nasıl gidiyor çok merak ediyorum. Okuyamıyorum sizleri.

Ben iyiyim. İş güç derken bir de aşk yaptım :) Her şey yolunda maşallah. Çok anlatamıyorum çünkü buraya ne yazdıysam hep tersine gitti. Korkuyorum artık.

2013 geliyor ya, yine ümitliyim yine şükürlerim teşekkürlerim ve dileklerim var. Bu sefer daha az ama.

Sağlık istiyorum
İşimin devam etmesini istiyorum
Sevgilimle daha da sevgili huzurlu engelsiz günler aylar yıllar istiyorum ( aslında bir ömür istiyorum ) :)
Huzurlu bir aile ve güzel yaşamak için para istiyorum

Bir önceki yıllardaki yazılarıma bakarsanız sayfalar dolusu istek var :) Bu isteklerin azalmasını sağlayan hayatımdaki adama teşekkür ediyorum. Dilerim yine daha da güzel haberleri yazmak için gelirim buraya.

Peki ya siz ne yapıyorsunuz? Nasıl gidiyor, neler değişti?
Yorumlarıma bakacağıma söz veriyorum ve sizi öpüyorum.


Belki de daha sık yazarım kim bilir...


17 Mayıs 2012 Perşembe

Benim hayallerim var, kiminin vazgeçtiği şeyler...

Keşke diye başlamak istedim.

Keşke mutluluk tanımımız belli olsaydı. Mesela, çikolata yersen kesinlikle mutlu olursun. Alışveriş yaparsan mutlu olursun. Kumar oynarsan mutlu olursun... gibi gibi.

Ama tanım falan yok. Biz kızlar bir şeyi unutmak için alışverişe çıkarız. Para harcarız. Eve gelince aldıklarımızı denemeden poşetiyle beraber odanın köşesine bırakırız. Ertesi gün aldıklarımızdan bir şeyler giymek için poşeti açarız ama ne kadar sevmediğimiz, alakasız şey varsa onları buluruz. Yani o alışveriş bizi mutlu etmez. Aksine, gidip onları iade etme daha yorucu ve sinir bozucudur. Belki de mutsuzluğumuz devam ettiği için, değiştirme gereği bile duymayız.

Mutsuzken çikolata isteyen bir grup vardır. Bunun %80i pms döneminde olur. Çikolata yerken, ağlama krizine giren bir insanın parmaklarının ucundan dökülen yazıyı okuyorsunuz şuan. Neymiş demek ki, çikolata da mutluluk vermiyormuş.

Kumar örneğini vermeden geçmek daha mantıklı. Çünkü saçma bir örnek olmuş :)

Çoğu zaman, ah ulan kafamda tasarladığım adam çıkıp gelse dünyanın en mutlu insanı ben olurum diyorum. Bu istekler çoğu zaman değişiyor.
-istediğim iş olsa
-kilo versem
-maaşıma zam yapılsa
-bir arabam olsa
-evlensem
-boşanmasam
-ev alsam
-şu kredi ödemesi bitse
-bu yaz tatile çıksam

gibi gibi...

O kadar fazla var ki aslında. Hepinizin aklından geçenleri buraya yazsam, klavyeye dokunan güçsüz tırnaklarım kırılır.

Bazılarına bakıyorum, hepsi var onlarda. Benim hayallerim, onların vazgeçtikleri. Kız erkek fark etmez. Sevgiliniz olmadığı dönemlerde, çirkin kız / erkek - güzel kız / erkek çiftini el ele görüp "ah ulan" demişliğiniz vardır. Onlar birbirini nasıl o kadar sevebiliyor? Nerede tanıştılar? Acaba bu kadar mutlu görünen bir çift, birbirine güveniyor mudur? Adam kızı kullanıyor mu? Aşk yok mu aralarında? Adam kıza para mı yediriyor acaba? Bu sorular yine uzar gider. Ama cevabı asla bulunmaz.

Benim hayatımda nedense, istediklerim bir arada olmadı. İşim oldu, dana gibi oldum sevgilim olmadı. İşim oldu, zayıfladım ama sap kaldım. İşsiz kaldım, param bitti, sevgilim oldu. Sevgilim beni terk etti, iş bulamadım, evde oturup kilo aldım. Bütün kış işsizdim, parasız pulsuz. Şimdi yaz geldi. İşim var, daha maaşım yok ve tatil hakkım yok. Düşünsenize 2009dan beri tatile gitmiyorum. İnsan her seneye hayal kırıklıkları yorgunluk ve küskünlükle girerse nasıl mutlu olabilir ki? Çikolata mı yiyeyim? :) Gerçi şimdi tatil yok diye şikayet etmiyorum. Aman diyim patronlar falan blogumu biliyor :) ahahaha Blogu okuyan çoğu kişi bilir ki, ben her zaman mutlu olacağım, geçinmeme yetecek kadar maaşı olan, huzurlu mutlu bir iş ortamı istemiştir. Daha çok yeni ama buldum gibi. Evet şuan ofisten yazıyorum. İşlerimin bir çoğunu sabahtan beri başımı kaldırmadan tamamladım ve ofis hatırası olsun diye bloga minik bir iz bırakmak istedim. Patronların blogu bilmesi kötü gerçi, bıdır bıdır konuşamayacağım. Ama Allah için diyorum hepsi Dünya tatlısı. İlk başlardan beri, sanırım bu benim hayattaki en büyük şansım diyorum.

Ne babadan güldü yüzüm, ne okuldan, ne psikolojiden, ne maddiyattan, ne aşktan .... Sanırım bu iş beni kendime getirecek.

Size çok güzel haberler veren yazılar yazacağım inşallah. Heyecanlı olacak.
Mutluyum. Huzurluyum.
Bir kaç eksik var ama onlar hep EKSİK zaten.

Sağlıcakla kalın... Geleceğim yine.

https://twitter.com/lazanyam 

23 Eylül 2011 Cuma

Odamda bir şey eksik. Ama ne?

Arkadaşlarıma gidiyorum, çoğu odalarında vakit geçiriyorlar. Kitap okuyor, yataklarına uzanıp ellerinde telefonla bir şeyler yapıyorlar. Kucaklarına laptoplarını alıp yazı yazıyor ya da sohbet ediyorlar. Kimisi ders çalışıyor. Odalarında duruyorlar işte!

Çoğumuzun odasında koltuk, kanepe koyacak yeri yok. Yatak, dolap, makyaj masası gibi belli başlı eşyalar için yer var. Koltuğu olan, hadi diyelim rahat diye orada duruyor. Fakat yatak üzerinde huzurlu olup, vakit geçirenler için ne diyeceksiniz?

Ben ne yaparsam yapayım, odamda çok duramıyorum. Orta büyüklükte bir odam var. Bu evi ilk aldığımızda gittim istediğim gibi dolap çizip yaptırdım. İçi çok kullanışlı. T-shirtleri, hırkaları, gecelikleri katladığım büyüklükte bölmeler yaptırdım içlerine. Çekmecelerin yerini kendim belirledim. Asılacak olanlar için demirin uzunluğuna karar verdim. Ve yerden tavana, iki sürgülü kapağı boydan boya ayna olan şampanya rengi dolabımın siparişini verdim. Dolapları yapan abi, hem kapaklı hemde çekmeceli bir makyaj masası hazırlayıp hediye etti bana. Aynı renk ve aynı malzemeden, kocaman aynalı :) Dünyalar benim oldu. Bir de bazalı, aynı renkten başlıklı yeni bir yatak aldık. Tek kişilik...

*Tek kişilik olduğunu belirttim evet. Çünkü, çift kişilik bir yatağa her akşam tek başına girmek bence işkencedir. Ne öyle eşini kaybetmişler gibi :( Ya da ömür boyu tek yatacakmış gibi. Hep çorap giymek zorunda kalacakmış gibi...*

Odam artık hazır sayılırdı. Koçtaştan pembe jaluziler aldım. Duvar kağıdı aldım. Krem, pembe, açık mor vardı içinde. İki duvar boyuna çizgili. -uzun ferah gösterirmiş odayı.. Diğer iki duvar ise yine aynı tonlarda fakat klasik desenli. -onun bi özelliği yok. Çizgili olan duvarı ben kendim kapladım :) Bir gün arkadaşımın cafesine ustalar gelmişti ve duvar kağıdı kaplıyorlardı. İzledim dikkatle. O yapıştırıcı sıvı nasıl hazırlanıyormuş, öğrendim. İçinde hava kabarcığı olmasın diye, neler yapacağımı da çözdüm. Artık hazırdım. Güzel oldu, başardım fakat zordu. Diğer iki büyük duvarda hala boyalı. Üşendim. Başladığım işi bitiremedim.Yine de uyumlu duruyor göze batan bir şey yok. http://instagr.am/p/K_AcE/ bakın burada da daha önce çektiğim bir fotoğraf var. - Bu aralar yine tamamlamaya niyetliyim ama du bakalım.

İki gün önceydi sanırım, makyaj masamın çekmecelerini çıkarttım salona. Ama bak yine salona! Odamda duramadım yine. Neyse ki, temizleme işlemini yarıda bırakmadım. Ayırdım tek tek, temizledim azıcık malzemelerimi. Çer çöp ne varsa attım, attıkça rahatladım sanki bütün hüzünlerimi boşalttım çöp kovasına. Tam odam hazır derken, ablamdan kalan ve odamın tek uyumsuz parçası olan çalışma masası takıldı gözüme. Artık okul bitti tabi. Aöf içinse, salona ya da yatağıma taşınabilirdim. Sürükleye sürükleye balkona koydum masayı. Odamı sildim. Makyaj masasını kaydırdım. İki kişilik pufidik koltuk koyacak kadar yer açıldı.

Ne dersiniz, koltuk alırsam odamda durabilir miyim?