İzleyiciler

ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2015 Perşembe

Bu dünyada neyi çok istersen, o senin imtihanındır!

Bu dünyada neyi çok istersen, o senin imtihanındır.

( Hz. Mevlana )


Öyle değil mi ama? Kim ne derse desin, nasıl düşünürse düşünsün. Şu hayatta en büyük imtihanım hep ilişkiler yönünde oldu. "yüzü gülmedi" derler ya öyle oldu, ya sebepsiz yere terk edildim, ya hak etmediğim durumlara maruz kaldım, hele en sonuncusu "bunalıma girdim" deyip 5 ay sonra sümük sürmeyeceğim bir kızla evlendi. Olaylar hep şaka gibi gelişti, deli gibi aşık oldum mu? Olmadım be. Bir sonraki ilişkime tertemiz sıfırlanmış bir kalple başladım hemde. Ama yok, çok istiyorum imreniyorum özeniyorum ya olmaz, olmuyor.

Hep böyle ön yargılı mı yaklaşıyorum? Tabi ki hayır! Her başlangıçta, bambaşka bir lazanya oluyorum ve umutların, ümitlerin, hayallerin ve pozitif ruhun bir mankeni olup çıkıyorum. Sonuç, hüsran tabi.

Bu aralar kendimi o kadar yalnız, o kadar mutsuz, ümitsiz, hayalsiz, memnuniyetsiz hissediyorum ki yaşama isteğim yok neredeyse. Dolunaydan falan mı dedim ama yook değil valla. Para kazanmak için işe geliyor, pijamalarımı giyip candy crush oynamak için eve gidiyorum.

Bunun önüne geçmem gerekiyor, dediğim gibi lazanya bu olmamalı. Bir şeyler değişmeli artık. Yolunda giden şeyler sadece sağlık ve iş olmamalı. Tabi onlar yolunda gitmeye devam etsin ama diğer istediklerim de olsun be! Ne olur yani? Kimseyle görüşesim gelmiyor, kol gibi para ödediğim spor salonuna da gitmiyorum mutsuzluktan, isteksizlikten. Bakalım haftaya psikologa gideceğim. Tavsiye üzerine aldım ismini aradım, lütfen erken bir tarih olsun dedim.

Ümitliyim bu konuda, en azından umudum var. İyi gelebilir!



24 Kasım 2015 Salı

gittin mi tam gideceksin o yürekten

ayrılık kararı aldın, bunu söylemedin. cevapsız kalan aramalar, cevapsız kalan mesajlar ...

kendi kendime anladın ki bitmiş :)

hadi buna da tamam.

sonra bir mesaj geliyor bir hafta sonra;

ister korktu de, ister bağlandı de, ister şerefsiz de


-tabi ki "şerefsiz" olacaksın :)

aradan 1-2 hafta daha geçer, aynı anda yaşadığınız şehirden uzaklaşıp bir başka şehre gitmişsiniz haberiniz olmadan. kısa bir kaçamak, huzur arayışı diyelim. bunu öğrenip, "sende mi buradasın?" mesajı kadar gereksiz bir şey daha yok.

ne emmeye ne gömmeye geliyorsun, bu işler böyle olmaz.
gittin mi tam gideceksin o yürekten.
iyi de o işler öyle olmuyor işte.

27 Aralık 2013 Cuma

Daha ne kaldı geriye, bana dair?

Selamlar!


Uzun zamandır beni takip edenler okumuştur elbet ama kısa bir özet geçeyim, 2013'e girmeden bir hafta iki hafta sevgili olaylarına girmiştim. Hatta http://lazanyaaa.blogspot.com/2012/12/2013e-bir-hafta-kala-yazs.html bu yazımda da anlatmışım. Evet bu adam bitti gitti. Uzun süren, sevimsiz bir ilişkiydi...

Yaz tatilim kötü geçmişti 2012'de. http://lazanyaaa.blogspot.com/2012/08/yalnz-gecen-bir-tatil-ve-dogum-gunu.html birazcık burada da anlatmışım olayları... Ama neyse ki bu sene bir sürü tatil yapıp keyfini çıkardım ☺

Gelelim esas konuya, 2010 ve 2011 yıllarındaki yazılarımda hep sevgili siparişi verdim 2-3 yıl geçmiş üzerinden neler neler istemişim. Hatta birinde hattın Avea olsun yazmışım :)) Girip düzelttim az önce orayı, işim olmadığından param yokmuş demek ki. Kontörlü mesaj paketi falan mı alıyordum acaba ayahaha görünce baka kaldım öyle. 

Gelelim o iki yazıya, tek link veriyorum ikisine de ulaşabilirsiniz:


İstediklerimin kaçı karşıma çıktı ki? Belki bir çoğu ama hepsi tutmadı. Bu nedenle de olmadı.
Yarın yurt dışına çıkacağım. Belki orada 2014 için sevgili siparişimi veririm ve karşılaştırırız 2010da ve 2011de neler istemişim neler değişmiş bende.

Çok değiştim aslında, yoruldum. Büyüdüm. Hayat, babam ile benim ağzıma sıçıp beni çocukluktan önce büyütmüştü ama durmak bilmedi. Hala devam ediyor. ..

Bir sürü şey yazmak için girdim ama böyle oldu. Belki bugün ikinciyi yazıyı yazarım. Tam olarak ne anlatmak istediğime karar vermeliyim. 

Öpücükler :*

4 Haziran 2012 Pazartesi

Arkadan ittiriyorlar!

Taktikler, yenilgiler, savaşın ardından geleceğini beklediğin barışın gelmemesi... Bunlar işte benim problemim.

Size anlatacağım bir aşk hikayem yok. Uzun zamandır da yazamıyorum bu konu hakkında. Şikayetçiyim aslında. Eski yazılarıma dönüp baktığımda, acılar ve isyanlarla karşılaşıyorum. Buraya haykıramamaktan şikayetçiyim. Bir güzel haber veremedim.

Amma şikayet ettim be yazıya başlar başlamaz!

Benim sorunum aslında şu, hayatımda güzel giden bir şeyi, yazamıyorum. Anlatamıyorum mutluluğumu. Melankoli ve isyan tarafım çok ağır basıyor. Bu da çoğu zaman hayal kırıklığı yaşıyor oluşumdandır. Mutluluğu tam anlamıyla hissedemiyorum, hissettim diyelim tarifini bilmiyorum. Ama iş, acı çekmeye, yıkılmaya, üzülmeye gelince kelimeleri şaraba bandırıp, fırına veririm. Öyle bir sunum yaparım ki...


En son yıkıldığım çok saçma bir olayı anlatacağım sizlere, 

Geçtiğimiz aylarda, arkadaşımla gece dışarı çıktık. Dans etmekten sıkılmış, dans edenleri izlemeye başlamıştım. Kafam hafiften güzel, elimde biram. Mekan bir anda, tıklım tıklım oldu. Basamak buldum ve hemen üzerine çıktım. Tam önümde uzun boylu esmer bir çocuk durdu. Sırtı bana dönük, yüzünün neye benzediğinden habersizim. Yanında 3-4 arkadaşı var. Bu da, abi gibi başlarında durmuş. Sanki şehir dışından kuzenleri gelmişte, bakın sizi Ankara gece hayatına çıkarayım demiş gibi... Elinde votka bardağı, bana çarpa çarpa sallanıyor. Alkolün bana verdiği yetki ile hafiften ittirdim çocuğu. O kalabalıkta hissetmedi bile. Kafamın bana verdiği cesaret ile daha sağlam ittirdim bu sefer. Kafasını çevirdiği anda bende kocaman bir gülümseme oldu ve 'hiii pardon :D arkadan ittiriyorlar" dedim. * Bu cümleyi en son ilkokulda, andımızı okuduktan sonra sınıflara doğru koşarken, başka sınıftan tanımadığım bir çocuğa söylemiştim. * Gülümsedi, 'Ben rahatsız ettim sanırım kusura bakma. Fakat burası çok kalabalık bir türlü nereye geçeceğimi bilemedim' dedi. Allah'ım o nasıl bir gülüştü öyle. Ben koptum tabi o sırada. Hayallere falan daldım. Tanışmışız, buluşmuşuz şuz şuz şuz da şuz. 

Ani bir hareketle, basamakta yanıma çıktı. 'Böyle rahatsız olmazsın değil mi?' dedi. Gülümsedim. Kısa bir suskunluk oldu, neden dans etmiyorsun dedi, ettim ama yoruldum artık dedim. Bende yoruldum ama bizimkiler hala sıkılmadı dedi. Kardeşlerini mi çıkarttın dedim salak gibi. İçinden öyle geçiriyorsun, çocuğa neden soruyorsun akılsız kız! Yok onlar arkadaşlarım dedi. Ben yine o ' :D ' salak sırıtmamı yaptım. Adımı sordu, okulumu, nereli olduğumu. Tabi müzik var, kafa kafaya vermişiz. Gayet güzel :) Neyse adı, Murat. Okulunu ve bölümünü sordum bende. Ne iş yaptığını da öğrendim. Sohbet tıkanınca, arada bakıp gülümsedi. Sen neden dans etmiyorsun diye, muhabbeti sürdürme çabasıyla bir soru sordum. 'Ben pek dans etmem' dedi. Sigara uzattı, içki ısmarladı. Sustuk, sallandık. Sonra da çok memnun oldum Lazanya, gidiyoruz biz dedi. El sıkışıp, öpüştük ve gitti. 

Ertesi gün Murat'ı Facebook'tan ve Foursquare'den aradım fakat bulamadım. Okulu arama kriterlerine ekledim ve yine yok. Aslında o da beni bulmak istese, arayıp bulabilirdi. Ama yapmadı. Bende ilk defa yaptığım bu muhabbeti abartmadan - abartamadan konuyu kendimce kapatmıştım. Taa ki, bu cumartesiye kadar. Yine aynı yerdeyim. Yanımda bir bay arkadaşım var. Biramı yudumlarken, tanıdık bir sima gördüm ama genelde aynı yerde tanıdık bir çok arkadaşımı gördüğüm için çabalamadım kim olduğunu çıkartmaya... Yakınlaştı, yakınlaştı. Ve MURAT. Gülümsemesi yine aynı. Tanıdım! Merhaba dedi. Elimi sıktı, öptü. Yanında yine kuzene benzer tipte bir kız. Kız beni süzdü ve sahne önüne gittiler. Sonra arka tarafa geçtiler. Gözden kayboldular. Kız elini tutarak onu sahneye çıkarttı. -nası yani sevgilisi mi bu onun!?- oldum. Sonra bütün gece kızla dans etti ve hiç durmadı. Yanımdan 1-2 kere geçti, gülümsemedi. Kızın yanına gittikçe dönüp bana baktı. Benim tadımı kaçırdı ve dans etti.

Gecenin sonlarına doğru kız ortadan kayboldu. Bu da elinde telefon bir şeyler yaptı. Ben gittim o kaldı.

Bu da böyle bir anımdır... Kaderdir. Millet gece tanıştığı adamla sevgili olur, adam sever aşık olur, bizimki ise sevgilisinin yanında selam verir, sevgilisi yokken gülümser falan... Budur benim hikayem. 




27 Nisan 2012 Cuma

Ankara Bloggerları Buraya!

Tam iki yıl oldu blogumu açalı. Bir çok dost edindim. Yüz yüze görüştüm, görüşemediklerimle de mailleştim mesajlaştım. Yazdıklarımızı okuduk, yorum yaptık. Bazen kızdık, bazen destek olduk. Ama bloggerlar olarak asla kopmadık.

Şehir dışında da blog yazarı dostlarımız var fakat bizler Ankaralı bloggerler olarak bu postun altında toplanalım. Bende sizi etkinliklerden haberdar edeyim. Bir çok etkinlik İzmir ve İstanbul'da yapılıyor. Neden Ankara'da da olmasın ki? Neden Ankaralı bloggerlar bu etkinliklerden yararlanamasın?

Kulaktan kulağa oynuyor gibi, bir yol izleyelim. Bu yazıma ulaşan Ankaralı bloggerlar, kendi bloglarında bunu duyurabilir ve bu yazının altında bütün Ankaralı yazarların toplanmasını sağlayabilirler.

Birçok etkinlik ve birçok sürpriz haberlerim olacak sizlere.

Blogların içerikleri önemli değil. Yeter ki, Ankara'da olsunlar. Kategorileri, etiketleri önemli değil. Her ilgi alanından olabilir.

lazanyaa@hotmail.com.tr adresinden bana ulaşabilirsiniz.
https://twitter.com/#!/lazanyam twitter adresim.
facebookta da, lazanyanın günlüğü yazdığınızda beni bulacaksınız :)


1 Nisan 2012 Pazar

Passage Ankara

Ankara'da gece hayatı kendi halinde giderken, bir mekan adı geldi kulağıma Passage. Hemde Kızılay'da. Aaa yok yok ne işimiz var orada, Sakarya caddesindeki barlarla aynıdır falan dedik ama bir gece kendimizi orada bulduk.

Müzikleri, getirdiği sanatçıları, haftanın neredeyse her günü çıkardığı kaliteli gruplarıyla, güler yüzlü çalışanları, kaliteli alkolü ve içeride sağladığı güvenlik şartlarıyla başarılı bir yer. Bu zamana kadar Pazar hariç neredeyse her gün gittim ve her zaman kalabalıktı. Her zaman çalışanlar güler yüzlüydü. Gidenler yazımı okuduklarında, bu dediğime belki şaşıracaklar ama kapıda duran arkadaşlardan çoğu kişi şikayetçi. Çünkü içeri girip giremeyeceğiniz onların iki dudağının arasında :) Haklılar ama ya, haftasonlarını düşünsene 1000kişi belki de daha fazlası ile yaz kış demeden muhattap olup, içeri alıyor bin bir tane sarhoşun çilesini çekiyorlar. Özel hayatlarını saymıyorum bile. Bence kapıdan çok şeker ve anlayışlı insanlar. Sadece güler yüzle kolay gelsin diyin, emin olun her iki tarafta mutlu olacaktır.

Gelelim alkol ve dansın birleşimine. Çıkan gruplardan Fresh en sevdiğim. O kadar cici insanlar ki, hepsi mütevazi. Öyle totosu kalkık insanlar değiller. Gerçi Passage çalışanları da öyle. İlgililer, sevimliler, ukalalıkları yok, arkadaş canlısı süper insanlar.

Gündüz zengin ve uygun fiyatlı yemekleri varmış. Tadına bakamadım gerçi henüz ama en yakın zamanda gündüz de gitmeyi planlıyorum. Havalar da düzelmeye başladı oh mis.

Merak ederseniz bir bakın derim http://www.passagepub.com/. Facebookta da sayfaları var ve aktif olarak kullanıyorlar. Dergilerini de kapı girişinden temin edebilirsiniz.

not: Bu yazıyı yazmamın sebebini de söylemek isterim, hep şikayet formları doldururuz, kötüleriz ve etrafa yayarız. Fakat bu sefer ortada güzel bir şey var. Onu da tebrik edip, yaymak istedim. Umarım daha da iyiye giderler ve daha güzel yazılar yazdırırlar herkese.

29 Eylül 2011 Perşembe

Ankara'da Aşk

Ankara'da aşık olmak Ege'ye Akdeniz'e 
benzemez, yaz aşkı yoktur burda.


Kara kışın, ayazın içerisinde aşık oldu
mu adam,iliklerine kadar işler.


Kumsalda değil, lapa lapa yağan karda
beklersin aşkını, parmakların buz tutar.


Sevgiline iyi görünmek uğruna burnun 
donsa da çaktırmazsın, oda yetmezmiş gibi 
delikanlılık yapar ceketini de atı verirsin 
onun omuzlarına. 

Gözler hep buğuludur kardan, rüzgardan, 
ayazdan. 


Ankara'da aşık olmak herkese göre değildir yani.


Onun içindir ki Ankara'da aşık olmak başka yere benzemez.

26 Eylül 2011 Pazartesi

O YANINDAYKEN ŞALLARA SARILIRSIN. BİTER.

Bir İstanbul hayali kurarsın biriyle. Bir hafta geçmeden "püff" der ve gider. Senin umutla bağlandığın ne varsa bozar ve karşında kahkaha atar. Bu kadar kolaydır işte hayal kurmak ve hayalleri bozmak. Ve birinin sen ağlamaklıyken, karşında kahkaha atmasını izlemek.

Beğenmemek bu kadar kolaydır işte. Fiziğe bakar erkek kafası. Kendine olan güvenin, hoş sohbetin çekmez onları. Mal malak kız isterler. Hafif meşrep. Biraz açsın orasını burasını, göstersin. Erkek yanında durup, bu benim malım desin. Böyle biraz bu zamanda ilişkiler.

Kız kasılsın, triplere girsin. Sevmez ve umursamaz olsun, baş tacı olur. Adam ona ne yapacağını şaşırır. Ama anaç ve ilgili olursan, mutlu olmasını istersen kıçına tekmeyi yersin. Siktir edilirsin.

Ona güvenmen için ağzına sıçar. Paranoyak manyak ruh hastası olursun yeri gelir.. Ama, bana "güven" der. Tam güvenirsin, kendinle savaşırsın onu parçan sayarsın ama yine gider. Gözlerinin içine bakan o adam gider. Ve o giderken bunu bilirsin. Çünkü senin babanda böyle gitmiştir.

https://twitter.com//lazanyam

20 Eylül 2011 Salı

Mystery ve Lazanya Buluşması

Tam bir yılı doldurduk sanırım.
Yazılarından okumadığım hiç yok.
Hep benim yanımdaydı.
Bir şekilde hiç ama hiç kopmadık küsmedik darılmadık.

Gerçi darılma konusunda geçen hafta bir durum yaşadık. Buluşmak için sözleşmiştik. Ne yazık ki planım uymadı. Gelemeyeceğimi haber verdim fakat o kendini hazırlamıştı. Ne yaptım ne ettim en yakın zamanda olacağına ikna ettim. Aldım gönlünü! :) Buluştuk bugün. Kocaman sarıldım.

Yaşadığımız her şeyi detayıyla biliyorduk. Yaptığı hiçbir şeye karşı çıkmadım. Hep kafama yattı. Bazen kızdığım oldu. Ama o da bana kızdı :) Hep iyi olsun istediğim o dost yanımdaydı bugün. Sohbetimiz çok keyifliydi. Bloga yazamadığım anlatamadığım birçok şeyi ona anlattım. Fikirlerini belirtti, destek oldu yine. Uyardı da tabi.

Kahve içti, falına baktım. Güzel zaman geçirdim yanında. Dedikodu yaptık masumca. Sevdiklerimizden konuştuk genelde... Hem aile yapısı olsun hem kafa yapısı olsun kendimi çok yakın hissettiğim kuzudur kendisi. İyi ki tanıştık ve buluştuk Mystery :)