İzleyiciler

28 Mart 2011 Pazartesi

İlişki Öncesi Salaklıklar

1. Burç uyumlarını kontrol etmek. "Google'a burç uyumu yaz, gelen en güvenilir siteye tıkla ve ilişkiniz nasıl olacak gör."

2.  En uzun ilişkin ne kadar sürdü sorusunu sormak. "Öncekiyle iki sene beraber olduysa seninle, üç sene mi olacak yani?"

3. Mesajlaşma sonrası, sabah günaydın mesajı beklemek. Bu mesaj gelirse kafada kurmaya başlamak. "Bana vakit ayırdı, uyanınca aklına ben geldim yaşasın heyo." - Halbuki, gece seninle mesajlaşırken uyuyakaldı ve sabah uyanınca da mesajını gördü. Mecbureden de olsa hatırladı işte.

4. Facebookta The Fortune Teller'i açıp onun günlük burç yorumunu okumak.

5. Son bir ay içerisnde bakılan kahve fallarını hatırlamaya çalışıp, onun doğru kişi olup olmadığını anlamaya çalışmak. "Acaba ismindeki harfler bana söylenmiş miydi?"

6. Facebook profiline girip duvarında en aşağıya kadar inip, ne boklar yemiş diye kontrol etmek. "Silmişse içimiz rahat eder, canımız kavga isterse de *ne bok yedin de herşeyini sildin* deriz."

7. Attığı bütün mesajları baştan 10 kere okuyup, her okuyuşta farklı bir detay bulma arayışına girmek. "Yaşasın her mesajında bana, canım demiş. Kesin benimle evlenmek istiyor."

8. Okunan burç uyumlarında olumsuz bir şey görünce, farklı bir sitedeki yorumlara gözatmak. "Zaten burçlara inanmıyoruz ki, öylesine bakıyoruz tripleri."

Bunları hep yaptığımız için, her zaman İLİŞKİ ÖNCESİ olarak kalıyorlar. İlişki boyutuna gidilmiyor :) Aklıma geldikçe yazacağım çok eğlendim.

http://www.formspring.me/lazanya
http://twitter.com/lazanyam

19 Ocak 2011 Çarşamba

Orta okul 3.sınıfa kadar, gece yatağıma işedim!

O kadar iyi kandırmışım ki kendimi, ben bile unutmuşum yıllarca yaşadığım utancı. Annem beni psikologlara götürdü, babasını getirin bu kızın dediler.

Yatmadan saatler öncesinden meyve yiyemez, bir şey içemezdim ama sonuç yine aynı olurdu. Uyandığımda bel altımda bir ağırlık, yatak ıslak. Her gün o çarşaflar yıkanır, pijamalar makinaya atılır. Hele ki başka bir evde yatıya kalacaksam, kocaman çöp poşetlerini kesip altıma sererlerdi. Dönmeden uyumaya çalışırdım çünkü çok dönersem o poşet yere düşerdi ve ben yine yattığım yere kaçırıverirdim.

Eğer kaldığım evde benim yaşıtımdan birisi varsa onunla aynı yatakta asla yatamazdım, onun yanında bu konu açılmazdı. Sadece çok yakın bir arkadaşım bilirdi bunu, o da kimseye söylemezdi. Yaptığımdan çok utanırdım o psikoloji ile duşa girip okula giderdim. Annem bir kere bile olsun söylenmedi, azarlamadı, bağırmadı. Babamdan hep gizlemeye çalışırdım. Onun yüzünden bozulan psikolojim yüzünden işediğimi bilsin istemezdim. Onu bu şekilde mutlu etmek istemezdim açıkçası... Ama o da biliyordu.

Bunları yazarken bile ağlamam babama olan nefretimdir. Evde olan şiddet, annemin ve ablamın ağır şekilde dayak yemesi ve küçük olduğum için araya giremem ... Çok acıydı bunlar. Canımdan çok sevdiğim annemin yüzüne, vücuduna inen darbeler sanki bana geliyordu. O dayak yedikten sonra ona sarılıp hıçkıra hıçkıra ağlardım. Ertesi gün işe giderken de yüzüne makyajını yapar, yaralarını kapatır giderdi.

Ablam desen, babam beni çok dövmediğinden ve çok şımarttığından bana düşman bir şekilde büyüdü. Hala da öyle. Beni çok sevemiyor. Onu da anlıyorum. O da ağır darbeler aldı. Çok net hatırlasamda, ablamın sırtında sandalye kırmışlığı bile vardır. Ben, annem ve ablam asla babamın bu tutumunu dışarı yansıtmadık. Onu hep "şeker adam" olarak tanıdılar. Annem böyle yetiştirdi bizi, bir tek ben lisede ergenliğin verdiği güçle babama diklenebildim. Alkollüyken ona attığım Osmanlı tokatından sonra evde bir daha asla dayak olmadı. Daha az sarhoş gelmeye başladı. 3 kere kalp krizi geçirdi ama ölmedi. Ölsün diye çok dua ettim. Annemi aldattı, bana ve herkese yalanlar söyledi. Pazar günleri onun at yarışından gelip beni hayvanat bahçesine götürmesini çok bekledim ama hep gece geldi, bütün bir aylık maaşını kumar oynayarak kaybetti.

İstediğim bölümü ve üniversiteyi kazanamam, canım sıkıldığında dolabı açıp yemek yemem, erkek arkadaşlarımdan hep şefkat beklemem ve yanlış hatalar yapmam, evlilikten korkmam, ablamın beni sevmemesi, kalkan her elin yüzüme inenmesinden korkmam gibi yaşadığım tüm olumsuzlukların sebebi sensin. Ne zaman ki sana dik başlılık yaptım işte o zaman altıma kaçırmadım. Şimdi sen yoksun hayatımızda ve ben su içip yatabiliyorum! Bu ne süper bir özgürlüktür yaşamayan bilemez.

Baba demeyeli uzun zaman oldu. Ben tam 6 yıldır yüzünü görmüyorum, kaç sene önce sesini duydum ama hep aynı berbat cümleler. Baba demeyi özlememde bile sen suçlusun. Ben orta okuldayken, alt komşu bana asılmıştı telefon numaramı bulup bana asılmıştı ve sana söylediğimde " arar durur sonra sıkılır" demiştin. Sen godoş olduğunu da o gün anlamıştım. Ve emin ol ismini söylemekten bile tiksinip, baba demeyi özlediğim için yazdım bu yazımı ...

Öldüğün gün, vicdanım biraz olsun rahatlayacak. Ve sanırım az kaldı.

13 Ocak 2011 Perşembe

Pucca ve Lazanya

İlk blogu açtığımda, Pucca özentisi dediler. Halbuki yaşadıklarımızın benzer pek bir yanı yok, erkekler tarafından üzülmekten başka... Hanginiz, hangi kız üzülmedi ki zaten? Ailelerimiz benziyor diyeceğim o da yok, işlerimiz aynı diyeceğim hayır ona da hayır. Ben ondan kiloluyum, o benim kadar rejimdi doktordu uğraşmadı. Eee neyimiz benziyor o zaman?

Şimdi bu yazıyı neden yazıyorum bunu da açıklayayım, bana gıcık olanlar sanki beni bununla yaralayacaklarmış gibi düşünüp pucca özentisi heheh puccayı taklit ediyor falan dediler. Ben buna kızdım mı? Hayır. Aksine mutlu oldum. İlk blogger kızlarına isyankar yazımı yazdığımda, kimseye cevap vermediği kimseye yorum yazmadığı halde benim o yazımı bulup yorum bırakmıştı. Çok sevinmiştim. Çünkü o benim bildiğim kadarıyla, yazısını yazar, yorumları kabul eder ve twitterda yazar çıkardı. Kimseye yorumunu yada bir cevabını görmemiştim. Üstelik o zaman 50-60 izleyicim ya vardı ya yoktu. Beni nereden bulmuştu ve yorumu ile nasıl destek olmuştu ki... Mutlu olmuştum.

Formspringte sorular geliyordu, pucca'nın kardeşi sen misin diye, kuzeni misin diye sordularda sordular. Kime istediği cevabı vermesem, facebookunda blogunda twitterında beni kötüledi. Ben bu kişileri Allah'a inançsız kişiler olarak değerlendiriyorum çünkü bu yapılan günahtır. Ben burada kimin ismini vererek sövdüm saydım, yazılarını beğenmediğim kimi takip ettim? Zorla değil elbet. Sövdüklerimde hayatımda tanıdığım, bile bile kazık yediğim, canımı yakan insanlardı. Ki onların bile adını yazmadım, incitmedim.

Geçtiğimiz aylarda çok yakın bir arkadaşımla küsmüştüm ve bana formspringte hakaret içerikli bir yazı yollamıştı. Anonim olarak yollamıştı fakat ben ona dava açtım. Beni yeniden böyle şeylere zorlamayın. Sanaldı reeldi farketmez, isim vere vere insanları deşifre etmek onlara hakaret etmek cidden hoş değildir. Herhangi bir blogger hakkında ağzımdan tek kötü laf duyamazsınız, sevmediğimi okumam ben çünkü. Ben burada ders verici yazılar yazmıyorum, bire bir günlük tutuyorum. İsteyen okur, istemeyen okumaz. Küçükkende de renk renk defterlerim vardı günlük yazdığım, sayfalarına gözyaşımı akıtıp sonra kalemle onu çerçeve içine alıp ok çıkarıp, "bu da benim gözyaşım" yazdığım ....

*herkes vicdanı ile baş başa kalsın*

Yanımda bunca zaman bana destek veren herkese çok teşekkür ediyorum ve Pucca'yı çok seviyorum. İnanıyorum ki o da beni seviyor. Kitabının 1. baskısında, benim adıma ve yorumuma yer vermişti. Çok mutlu etmişti beni. İnşallah 2011 hepimize şans getirir. Evli mutlu çocuklu kalp kalp kalp.

http://lazanyaaa.blogspot.com/2010/06/pucca.html kitaptan görüntüler ve pucca yazım

http://twitter.com/lazanyam

http://www.formspring.me/lazanya

28 Aralık 2010 Salı

Orospu çocuğu, kadın doğumcu ve moron suratlı hemşiresi !

Gece ağrımdan dolayı uyuyamadım, rüyamda ise bir sürü kabus gördüm. Benimle uğraşıp durdu, arkadaşlarım denen kişiler. Kendi söylenmeme uyandım. Suyumu içtim bir de ağrı kesici... Ve sabah doktora gitme vakti.

Annem daha iş yerinden çıkıp gelmeden hastanede muayene sırası bana geldi, daha önce hiç kadın doğuma gitmemiştim. Bu fotoğraftaki korkunç sedye sandalye benzeri şeye oturmamak için dünyaları verebilirdim. Açmadığım kukumu orada deşifre etmek düşüncesi beni deli ediyordu. Hasta kağıdımda doktorun odasına girdim. Bir baktım ki, lanet olsun görmez olaydım. Doktor ERKEK! Aman Allah'ım o an başımdan aşağı kaynar sular aktı. Olayın bunalımını daha henüz atlatamamıştım ki, doktorun benim yüzüme bile bakmadığını farkettim. Elinde telefon, bende karşısında öyle yarı kırmızı ten rengimle oturuyorum. Biraz daha beklese moraracaktım utançtan. Neyseki "evet neyiniz var" dedi. Anlattım, detayları burada yazmıyım... Soruları sormaya başladı:

Doktor: Evli misin?
Lazanya: Hayır, bekarım. (hmm homm evli olsam kesin kocamla gelirdim ! - iç ses)
Doktor: Bakire misin?
Lazanya: Evet.
Doktor: Sevgilin var mı?
Lazanya: Hayır.

"İçeri geçin" dedi ve o moron suratlı hemşire bana eşlik etti. Alt tarafını komple çıkarın dedi, iyi ki elbise giymişim çizmelerimi külotlu çorabımı kolayca çıkarttım. Tam o korkunç sandalyeye çıkacakken telefonum çaldı. Annem olduğunu tahmin etmem zor olmadı. Anneme muayene oluyorum dememe kalmadan, moron surat beni azarladı "çabuk olur musunuz doktor sizi bekliyor". Ne yapabilirim alla alla! Çalsın dursun mu orda moron surat, göt kafa. Zaten ağlamaklı olmuşum. Hem acı çekiyorum hemde çaresizlikten son aşama doktora gelmişim. Doktora gelene kadar da kanser miyim? Ne zaman ameliyat olurum? Kanser olursam, savaşır mıyım yoksa kendimi ölüme mi terk ederim diye düşündüm durdum...

O berbat yere berbat pozisyonda çıktıktan sonra hemşire doktoru çağırdı. Minik masaüstü lambası gibi bir şeyi açtı ve malum yere eldivenle elini daldırarak muayene etti. Canımı acıtan yeri bulduktan sonra tamam dedi ve içeri geçti. Doktorun rahatsız edici bir bakışı olmamasına rağmen, hemşirenin bakışları gayet berbattı! Üstümü giyinmeye başladığımda, hemşire "evraklarınızı annenize verdim" dedi. Ki bunu yapmaya hakkı yoktu. Belki ben ailemden gizli geldim? Belki bekaret kontrolüne gittim! 18 yaşından büyük kızların ailesi yada herhangi yanında gelen biri içeri sokulmazken, kapıda duran kişinin benim annem olduğunu nereden anladın ki moron surat!

Tam annem kapıda beklerken doktora çıkmadan sormak istedim, "nedir bunun sebebi". Doktorun sikko cevabı ve duyan annemin pörtleyen gözleri...

"Aslında böyle şeyler genelde, cinsel birliktelik sonrasında olur. Ama sen tuvaletten mikrop kapmışsın. Antibiyotik yazıyorum bunu cuma gününe kadar al, cuma günü tekrar kontrole gel" dedi.

Ulan orospu çocuğu, sana kimseyle birlikte olmadım dedim. Daha neden annem kapıdayken, bu genelde cinsel birlikteliklerde olur diyorsun. Ne anlamı var. Zaten sonucu söyledin, mikrop kapmışım. Annemin o pörtleyen gözleri ile beni neden gerdin! Kapıyı kapatır kapatmaz anneme hemen o yüzündeki korkunç ifadeyi yok etmesini söyledim ve ağlayama başladım. Bu zaten benim hayatım, kimle birlikte olursam olurum ama zaten olmadım. Çünkü ben bu duyguyu kaldıramam. Annemde bana sarıldı, sakinleştirdi. Yanlış anladığımı falan söyledi.

Antibiyotiğimi alıp, bir saat kadar yürüyüş yaptım. Kızılaydaki bütün dükkanlara girip baktım. İçine giremeyeceğim yada beğenmediğim şeylerin bile fiyatını sordum. Eve gitmek için kısa değil uzun yolu tercih ettim. O sırada Nana ile haberleştim, onlara gittim kahvaltı keyfi yaptık sohbet ettik başıma gelenleri anlattım yarı sinirli yarı gülerek. Tam o sırada "Kirli Selpak" aradı durumumu sordu, canım vefalı arkadaşım benim. Halden anlayan güzel bir dost...

Evden çıkıp Nana ile sosyete pazarına gittik evimize yakın bir yerde olması da daha bir güzel. İçeri girmemle ürkmem bir oldu. O ne kalabalık lan? Hücum etmiş herkes, nana'nın güçlü kollayıcı hareketleri ile her tezgahı deştik, 10TL ye süper güzel bir elbise aldım. Yılbaşında bir yerlere gidersek kesinlikle onu giyeceğim :) Eve geldik sonra tatlı kahve vs. bi de Pera'm uğradı...

Dilerim ilaçlarla cumaya kadar o berbat şey geçer ve bende kontrole gitmek zorunda kalmam. Çünkü o berbat ortama tekrar gitmek istemiyorum. Ve hemen iyileşmek istiyorum. Allah hastaların yardımcısı olsun. Doktor olabilecekler doktor, hemşire olabilecekler hemşire olsun. İnsanlar fesat olmasın. Hastaların canını yakmasın ve psikolojilerini bozmasın!

http://www.formspring.me/lazanya

http://twitter.com/lazanyam

27 Aralık 2010 Pazartesi

3 blogger kızı- lazanya- kirli selpak ve pera

Bunalmışken, bu süper buluşma bana çok iyi geldi. Burger King'e gidipte yemek yemeden döndüm :) Süper muhabbet ettik ama sanki biraz kirli selpak sıkıldı :O Yok yok artık söz bir dahakine daha güzel şeylerden konuşacağız. Dertleşmekten daha güzel geçecek eminim. Sırdaşlarım benim canlarım. O kadar çok dırdır yaptık güldük bıdı bıdı yaptık ki fotoğraf çekmeyi unuttum. Ben ki elinden telefonu düşürmeyen...

Sigaralarımızı tüttürdük keyifle. Donduk içeri kaçtık, geri dışarı çıktık. Çok güzel bir akşamdı benim için. Çok teşekkür ederim. İkinize de. kalp kalp kalp.

not: Dün, tanıdığım bir çift daha nişanlandı :) Allah tamamını erdirsin. Sevincimin yanında kıskançlığımda var ama onlara zarar verecek bir şey değil, sadece kendi içimde :(

Kimle konuştuysam ki bunlar genelde erkekti. Ayda 5-10 kilo vermişler. Dilerim bende başarırım bunu! Kızlar daha mı geç veriyor ne? Yarın gidiyorum diyetisyene :) Şans dileyin bana.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Blogger Kızı Olmak Kolay Değildir

Nisan ayında açtım blogumu, aslında Mart olabilirdi ama o zaman sevgilime blogumu deşifre etmekle yetinmeyip onu da 2. yazar olarak bloguma eklemiştim. Hahah ay ne büyük aptallıkmış, önce yazdıkların hoşuma gidiyor hayatım derken daha sonra yeter artık beni kötü anlatıyorsun, yorum yazan kim onun ağzına sıçarım vs. diye devam etti. Ayrıldık.

Bende hemen blogumu değiştirdim. Tabiki bunu da bulmuştur ama birbirimizi çok sallamadığımızdan, buna çok baktığını sanmıyorum. Sevgili demeye de bin şahit ister, hasta bir ucubeydi... (oh bee)

Nisan'dan sonra yazdıklarımla ilgiyi bir şekilde üzerimde hissettim, beni takip eden ve yorum yazan herkesle ciddi anlamda ilgilenmeye ve sohbet etmeye başladım. Çok güzel arkadaşlarım oldu ve biraz haddim olmasa da kafamda oluşan şeyleri maddeler halinde yazıyorum.

ve işte blogger kızı olmak kolay değildir...

1" Blog açan kızların %85inin akıllı olduğunu düşünüyorum. Çünkü gerzek hatunlar iki kelimeyi bir araya getiremiyor, nasıl yazacak ki?

2" Hemen hemen hepsi dobra kızlardır. Etrafta zaten yeterince dobra bilinirler fakat söylemediklerini burada söylerler. İşte o kadar fazla dobralardır...

3" Süper ailelelere sahip değildirler, %60 yada daha fazlası baba konusundan şanssızdır. *Ben gibi....

4" Aşk anlamında her zaman, karşı tarafa göre daha fazla sevmiştir. Yoksa ne yazacağız ki?
(uff adam beni ne seviyo, çatlayın hatunlarr falan mı?)

5" Ve cidden sır saklamayı bilen iyi dostlardır blogger kızları.

Sizi tanıdığım için mutluyum. Buraya katıldığım için mutluyum. Yanımda olduğunuz için mutluyum. Ve beni blog açmaya ikna eden Pera ile de mutluyum :)

*Umarım hayat sizi değiştirmez dostlarım...

10 Aralık 2010 Cuma

küloduma sıkıştırdığım paracıklar

Tam kaç yaşında olduğumu hatırlamasam da en fazla ilkokul 1 ya da 2. sınıfa gidiyorumdur. Bayram harçlıklarını toplamıştım, yüklü bir miktardı. Paralar evin bir köşesinde duruyordu. Genelde tutumlu bir çocuk olan ben, onlarla kıyafet veya odama eşyalar aldırırdım. Annemde zaten saçma şeylere harcamadığımı bildiği için parama çok karışmazdı. Küçüktüm müçüktüm ama cin gibi bir çocuktum.

Mahalledeki çocuklarla oynarken, aklıma nereden geldiyse o paraları bakkalda orada burada yemek geldi. Çocukları örgütledim siz beni apartmanın kapısında bekleyin dedim. Eve çıkıp zile basıp, evde olan ablama kapıyı açtırdım usulca odama girdim, bayram harçlıklarımın birazını küloduma sıkıştırdım ve evden çıktım. Aşağıdaki bütün arkadaşlarımı da alıp bakkala gittim, bildiğiniz mahalle bakkalı önünde de dondurma dolabı. Herkese dondurma ısmarladım sanırım pandaydı :) Bir tane alıyoruz bitiyor, hemen dönüp eve çıkıyorum tekrar başka bir bahane ile eve girip paraları küloduma doldurup geri çıkıyordum. Dondurmadan sonra çikolatalar cipsler dolup taştı elimizde fakat biz hala doymadan ısrarla yiyorduk. Pembe yuvarlak yamuk bir plastik top bile almıştık.

Akşama doğru annem iş çıkışında bakkala, ekmek almak için uğradığında bakkal aynen şöyle demiş:
-maşallah sizin kız bugün bütün mahalleyi doyurdu.
Ulan adi herif parasıyla değil mi? Neden anneme söylüyorsun?!!

Annem beni mahalleden alıp eve çıkardı, nerede Lazanya bayram harçlıkların dedi. O an dünya başıma çıkıp göbek attı resmen, bütün yükü bendeydi. Az kalan parayı gösterdim. Ablamla ikisi örgüt olup bana çok kızdılar. Sonra ablam geldi ve eşyalarını topla Lazanya seni çocuklar yurduna yolluyoruz artık orada kalacaksın dedi. İzlediğim bütün türk filmlerindeki çocuklar gözümün önünden geçmişti. Ben ne yapacaktım şimdi? Minik yatağımın üstüne katlanmış eşyalarımı koymaya başladım, en sevdiğim kıyafetleri seçmeye çalışıyordum. Kokoş olduğumdan, ne bir pantolon vardı ne de eşofman. Hep mini etekler, elbiseler, küçücük ceketler ve renk renk muz çoraplar... Sonra yanıma alabileceğim oyuncağa karar vermek zorunda hissettim kendimi. Nedense bir tane seçecektim, kaloriferin üstünde duran mavi saçlı lahana bebeğim ve çarşının içinde deterjan satan amcanın verdiği yumuşacık Yumoş'umdan birini alacaktım. Hangisini seçtim hatırlamıyorum fakat, onlarla tek tek konuşmuştum. Beni sevmiyorlar, beni yolluyorlar. Artık sizi göremeyeceğim, bana kırılmayın fakat sizi çok seviyorum, birinizi seçeceğim bana küsmeyin, beni çok özleyin...

Nasıl oldu bilmiyorum ama affettiler beni, özür dilettirdiler. Sevmemeleri gibi bir durum söz konusu değildi halbuki. Sadece biraz ağır bir ceza olmuştu benim için. Şu yaşımda bile o anı anlatırken hala gözlerim dolar. Ablamın değilde, annemin sevgisinden çok çok emin bir halde büyüdüm ben. Babam ise işine geldiği zaman severdi...

6 Aralık 2010 Pazartesi

evlilik

Pırıl pırıl ütülü giysili, misler gibi parfüm kokulu, saçları
taralı, dişleri fırçalanmış adamı / kadını sevmek kolaydır. Aslında
aşk, aynı insanı, sabahın körü uykudan uyandırdığındaki en sinirli hali
ile de kabul edebilmek, aynı tuvaleti bir dakika arayla
kullanabilmek, diz yapmış pijamalarla kanepede yastıklara sarılıp sızmışken
bile şefkatle okşayabilmektir. Buna katlanamayanlar zaten âşık değillerdir.
Bu durumda evlilik hoşlandığın insana karşı olan duygularını
öldürüyor diyebiliriz. Zira âşıksan, aynı havayı solumak bile zevk
verir. Hep beraber olmak istersin. Banyodan gelen su sesi bile onun evde
olduğunun işaretidir ve huzur verir. Ütülediğin gömleğin ona ne kadar
çok yakışacağını düşünürsün. Pişirdiğin yemeği ne çok seveceğini
hayal edersin. Bin tane ayakkabısı varken bin birinciye sahip
olmaktan mutlu olacak diye, istediğin gömleği satın almaktan
vazgeçersin.
Zamanla almaktan çok, bir şeyler vermekten mutluluk duyduğunu
keşfedersin. Eğer kadın evlilikte ikinize yemek pişirecek,
dolabı düzenleyip ütüyü yapacak bir anne olacak görülüyorsa, o
kadının saçlarının hiç yağlanmadığı ve adamın geceleri terlemediği
düşünülüyorsa, asla kavga edilmeyecek ve lavabo tamir
edilirken dahi gülüşüp öpüşülecek zannediliyorsa zaten beklenti bir
evlilik değil, bir amerikan filmini yaşamaktır. Bu hayallerle yola
çıkıldığında, damat ilk gece gelinin saçlarından onbin firkete
sökmeye çalıştığında, gelin ise damat firketeleri çıkaramayıp
"s....m böyle kuaförü" diye söylendiğinde zaten evlilik sandıkları şey
çatırdamaya başlayacaktır. Evlilik; sadece aşk değildir.

Evlilik; ev arkadaşlığı, kankalık, sırdaşlık, ortak hesaba sahip mudilik,
ayrı kökenlerin birleşmesi, başı hatırlanmayan bir akrabalık
ilişkisidir. Aşk bu ilişkide tutkuyu sağlar ama zaten tek başına ayakta
tutamaz.
Aşıksanız ateşli sevişmeler yaşarsınız ama kış akşamları evde
konyak içip geyik yapamayabilirsiniz. Hala canınız sıkıldığında onu
değil de annenizi arıyorsanız, yalan olmuştur o evlilik.
Aşk evlilikte gider gelir. Halıya kola döktüğünde aşk biter,
ama o, halıyı temizleyebilirse gene aşık olunur. O aradaki sinir
evresini aşabilenler ellinci yıla kadeh kaldıranlardır. Tahammül
edemeyenler ise ikinci evlilikten sonra artık evliliğin yalan
olduğuna inanacaklardır.
Zafer, direnenlerin olur.

CAN DÜNDAR



çok beğendim ondan şeettim 

28 Kasım 2010 Pazar

Annemi kazanmamın yanında, kaybettiğim sikko şeylerin hiçbir önemi yok!

Ben neden yoktum?

Pazar günü 21 Kasım. Annem akşam çok rahatsızlandı. Psikolojik tabi ki. Üzüldüğü şeyler vardı. Midesi ağrıyordu, geçer dedim. Üşütmüş olabilir diye düşünüp nane limon yaptım bütün gün uyudu. Hastaneye götürmek istedim fakat her zamanki gibi direndi. Hiç sevmez hastaneye gitmeyi. Kendi halleder ve kendi iyileşir. Ama bana bir şey olsa hemen hastaneye gidelim der!

Pazartesi günü Kara ile cafe işlerimizi halletmek için sabah evden çıkacaktım anneme baktım iyiydi. Uyuyordu uyandırmadım. İş yerini arayıp haber verdim rahatsız olduğunu. Dışarı çıktığımda onca işin arasında aklım hem annemdeydi. Feci şekilde bağlıyım ben anneme ve sürekli onu kaybetme korkusunu yoğun şekilde yaşarım. Aradım gelelim hastaneye gidelim dedim, yine hayır dedi direndi iyiyim dedi. Akşama doğru beni aradı ve teyzenler beni hastaneye götürmeye geliyorlar dedi, çok kızdım ben götüreyim dediğimde neden gitmedin dedim!!! Cafe de görüşmeye geleceklerdi vardı fakat elbette katılamayacaktım. Taksiye binip hemen eve geldim. Annem hastanede kalabilme ihtimaline karşılık bir bavul hazırlamış. İyi ki de hazırlamış benim kafam basmayabilirdi. Paniklerdim. Teyzemler geldi ve İbn-i Sina hastanesi acile gittik. (19:00) Oranın müdürünü tanıyorduk, gidince saatlerce beklememize ve torpilimizin olmasına karşılık çok geç yapıldı her şey. Çok yoruldum. Annem acı çekiyordu, onu tekerlekli sandalyeye oturtup gerekli testlerin yapılması için, farklı bölümlere götürdüm. Acil serviste şizofren bir amca vardı sürekli "Allah'a dua et" diye bağırıyordu, onu bir odaya kapattılar ilaçlar etki etmiyordu. Genç bir kız geldi sarı saçlı güzel mi güzel, dışarıda sigara içiyordum ki bir kadın geldi yanıma annesiymiş. Kızı intihar etmiş. 18 yaşında tam ergenliğin doruğunda. İnleyen insanlarla doluydu hastane. Annem serumun ve aldığı ilaçların etkisiyle biraz olsun uyuyabilmişti bir sedyede. Ona bakıp bakıp üzülüyordum, bekleme salonuna gitmeye karar verdim. Teyzemle orada oturuyorduk ki, yaşlı bir teyze geldi feryat figan, kocasını kaybetmiş. Ben şimdi ne yapacağım, gözün açık gittin. Oğlunun diplomasını, askerliğini, mutluluğunu göremedin diye. Daha da kötü oldum sigara üstüne sigara yaktım. Bu sırada haberi alan arkadaşlarım ve akrabalarım geldiler, gittiler.

Tomografi çektiler ve 12 saat sonra APANDİS dediler! Hemen yatışını yaptım, yoğun bakıma çıkardılar. İçeri annemi götürdüğümde, yanık et kokusuyla tuvalet kokusunun birbirine karışmış hali gibi bir koku aldım. Çok korkunçtu bütün hastalar yaşlıydı ve o garip garip öten cihazlara bağlılardı. Annem için çok korkuyordum fakat bunu ona belli etmemeliydim. Almam gereken şeyleri söyledi doktorlar, ıslak mendil, selpak, su, bardak vs. Döndüğümde annem sabahın 07:00sinde ameliyat önlüğünü giyiyordu, üstündeki kıyafetleri katlarken ağlayacak gibi oldum, tuttum kendimi. Normalde yoğun bakıma girmek yasak fakat annemi hazırladığım için izin almıştım. Doktor bana seslendi, artık çıkabilirsin anneni ameliyata alacağız! Şok oldum buna hazır değildim. Annemi koklayarak öptüm sanki bir daha göremeyecekmişim gibi... Tam çıkıyordum ki doktora, " anneme iyi bakın " dedim. İşte o an saatlerdir tuttuğum gözyaşlarımı, anneme göstermeden bırakıverdim. Önceki gece de salak gibi nette yeni tanıştığım çocukla konuştuğumdan uyumamıştım. Sonra da bu olay oldu. Uykusuzluk ve gözyaşı iyice çökertti beni. Gözlerim kapanmasın diye uğraşıyordum.

Ameliyathanenin olduğu kata çıktım, annemi giderken görememiştim bari sağlıklı çıkarken göreyim dedim. Hay demez olaydım! Tekerlekli sandalye üzerinde ameliyathaneye giren, aileleleriyle vedalaşan bir sürü hasta gördüm. Evet herkes benim gibiydi, güçlü durarak "hadi canım burada seni bekliyoruz" dedikten sonra, hasta gider gitmez ağlama krizleri... Onları gördükçe daha çok ağladım. Tam iki saat ayakta bekledim fakat annem çıkmadı, tedirgin oldum. Ayaklarım bu yorgunluğa dayanamaz olmuştu, tam aşağı indim ki haber geldi annem ameliyattan çıkmış. Apandisi patlamış ve enfeksiyon yapmış, zorlu bir ameliyat olmuş. Hemen yoğun bakıma koştum anneciğimi gördüm, inliyordu canı acıyor belliydi. Çok üzüldüm ama yaşadığı içinde çok sevindim. O gün boyunca kaçak olarak 3-4 kere yoğun bakıma girip kovulana kadar anneme baktım baktım kaçtım. Sonra numaramı kapıdaki yetkiliye bıraktım ve eve geldim. Annemi normal odaya çıkartırlarken arayacaklardı. Akşam Kara ile dışarıdaydık ki telefon geldi hemen hastaneye döndük, annemi odaya yerleştirdik. Karşısındaki yatak boş olduğundan bende orada yattım.

Doktorlar gelir gelmez sordum, ameliyat nasıl geçti diye. Güzel dediler, bağırsaklar çıkartılıp yeniden konduğu için 3-4 gün sıvı almayacak. Zor günleri atlattık. Arkadaşlarımı tanıdım bir de bu şekilde, yanımda olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırdım.

Şuan annemin sağlığı iyi ve yarın taburcu oluyor. Anlatacağım çok şey var fakat yorgunum. Kpss'ye girecektim fakat o bana girdi... Biraz evde dinlenmeliyim.

31 Ekim 2010 Pazar

Yasal İşlemler

Benimle http://www.formspring.me/lazanya adresimden uğraşan zeki arkadaşa pazartesi günü dava açıyorum. Bu Kara'nın amcasına sormadan önce twitterdan avukat birine sordum. Evet bana fahişe diyen kişiyi bulduracağım. Benimde ailem var benimde namusum şerefim ve gururum var. Çocukça bir şeye kızıpta bana böyle saldıran insanı bulacağım ve maddi manevi bütün haklarımı arayacağım.


Öyle lafı söyleyipte kaçmak yok. Beni deşifre etmekle de tehdit eden insanlar oldu. Bunlar içinde gerekli tüm işlemleri yaptıracağım. Abartılacak bir şey yok. İsimsiz günlük yazıyorum ve okuyorsunuz. Orospu değilim bedenimi satmıyorum. Utanılacak şeyler yazmıyorum. Ve böyle saldırıları hak etmiyorum.