İzleyiciler

19 Kasım 2011 Cumartesi

Kızların kabusu, erkeklerin rüyası French Manikür.

Erkeklerin zaafının olduğu, kırmızıdan daha etkili sonuç veren bir oje-manikür biçimidir French.

Ben nedense yapmaktan zorlanıyorum. Flormar'ın setlerinden yararlanayım dedim, şu içinden bantlar çıkan hani. Tamam sürüyorum ama uçları bir türlü kurumuyor. Öyle zor anlar yaşadım ki, ayağımdaki ev ugglarını çıkaramadım ve yatağa koca ayaklarla girdim. Sabah kalktığımda ise, yorgan izi yine ojelerime çıkmıştı.

Flormar'ın setindeki bantları bulmadan önce, bildiğimiz şeffaf bantlarla tek tek şeritleri çekiyordum. Oje kuruyunca da cırt cırt çıkarıyordum ama yine de o ojeler kurumuyordu. Uçları yamulup bükülüyordu. Hamur olur mu hiç yeni oje? Olmaz ama işte french yapınca oluyor. Anlamadım gitti. Eller süper duruyor, french ile. Her gün yapmayı bende isterim tabi ama zaten her duş öncesi çıkartıyorum abdest için. Sürekli çıkart, çiz, üzerinden başka renk geç, kurut. Hemde yamultmadan kurut. Aman Allah'ım yani, ne gerek var ki eller güzel gözüksün diye o kadar uğraşmaya. Adam beni öyle beğenecek diye, ugglarla uyumaya. Çok saçma. Yapmıyorum yeaaa. Belki bu yazının altına süper fikirler gelirde, yeniden her günümü frenchlerle geçiririm.

Geçen gece, Leah twitter'ında bu fotoğrafı paylaştı ve olanlar oldu. Gecenin bir yarısı dert yanmaya başladık. O da french kalemlerinden almış ve yapamamış. Biri bize öğretsin şunuuuu! :))

Bu erkeklerde bizim için bir bok yapmazken, french sevmeleri de ayrı bir konu tabi. Dişlerini fırçalamaktan, ense traşı olmaktan, saç traşı ve sakal traşı olmaktan aciz baylar size sesleniyorum. French zor iş. Kıymet bilin!

+bu da benim frenchim. hohooh

17 Kasım 2011 Perşembe

Geçecek Bunlar

Minik bir hayal dünyası.

İlk başta, şanssızlıklarla boğuşan bir kız. Tontiş, sarışın ve güler yüzlü. İşsiz, eğitimli, çekik gözlü, ingilizcesi zayıf, sosyal, konuşmayı ve sevmeyi seven bir kız. Duygusal mı duygusal. Eros'un tek yönlü attığı okla, kime aşık olacağını bilmeyen mutluluk isteyen...Babadan ve erkek arkadaştan yüzü gülmeyen. Allah, onun kendi kendine savaşmasını istemiş belli ki. Yanında kimse yok. Arkadaşları, dostları var tabi ama herkesin derdi var. Anlatsa, kim anlar ki onu. Kim çare bulabilir.

Sevmeye çalıştığı kişi bile, sırtını dönüp giderken dostlar ne kadar yanında olabilir. Ailesi ayrı bir uğraş içinde. Herkes kendi hayatına yumulmuşken, kim dönüp bakar ki, diz çökmüş ağlayan bir kıza. Hayat zor. Sağlıklı olmayan sağlık ister, evlenen para ister, bekar olan karı-koca ister, çocuk oyuncak ister, işsiz olan iş ister. İstemenin sonu yok. Bu kız ne istesin peki?

Hep ağlamıyor elbet, belki de çok güldüğü için böyledir. Attığı her kahkahanın bedelini ödüyordur. Her tebessümün açıklamasını yapıyordur kahpe hayata. Belki de, Allah unutmuştur onu. Ne dersiniz?

-Allah onu hatırladığı anda, mutluluk pıtırcığı olup etrafına neşe saçacak. İşi, sevdiği, seveni, sağlığı, parası, huzuru, başarısı ve daha neler neler kim bilir... O, mutlu olacak işte. Ve Allah onu bir gün hatırlayacak. Senelerdir, mahrum kaldığı her güzel şeyi ona yaşattıracak. Sevdiği kadar sevdirecek. Kıskanılacak bir hayat yaşatacak. Her gece ağlayarak "geçecek bunlar" dediği dualar, gerçek olacak. Kötü şeyler bitecek ve huzur mutluluk kaplayacak her yanını.

"geçecek bunlar"

16 Kasım 2011 Çarşamba

Narin Lazanya afsdafsd

Filmlerde, dizilerde sinir krizi geçiren kadınlar ne kadar narin. Krizden sonra pıt diye düşüp bayılıyorlar. Bünyeleri mi kaldırmıyor anlamadım. Ben öyle bir kriz geçirsem, olayı tamamlar, üst geçitten karşıya geçer, durakta otobüs bekler, ego kartını basar ve tıklım tıklım otobüse binip eve giderdim. Hiç öyle bayılmalar bilmem ne olmazdı yani. Hemende yakınlarında biri olur, kucaklar ve giderler. Hadi diyelim ben kriz geçirdim, öyle olduğum yere yığılırdım. Bir Allah'ın kulu da ne olmuş bu kıza demez. Daha da abartacak olursam üzerime basıp geçerler.

Ama o anda bir prens gelebilir, pamuk yanağımda ve kiraz dudağımdan öpebilir tabi. Neyse çok film senaryosu oldu. Pek gerçekçi değil sevmedim.

13 Kasım 2011 Pazar

Orgazm Olan Çift

Geçen hafta yine yalnızlığım ve ben yatağımda sevişiyorduk. Ön sevişme olarak sigarayı tercih etmiştim, kokusunu almasın yakalanmayayım diye, dişlerimi de fırçalamıştım üstelik.

Tam yalnızlığıma odaklanıyordum onunla ilgilenecektim ki, üst kattan (takkk takk takkk) ve sonrasında -ahh ahh -uhh uhh sesler gelmeye başladı. Salak ben anlayamadım, kulak kabarttım. Tam o anda uzun bir -ahohhhahhhooooh diye bir ses geldi. Bu da mı gol değil diyemezdiniz, goldü çünkü.

Hayatımda ilk defa,  orgazm olan çift sesi duydum. Vallahi açık konuşayım, duymak pek hoş değildi. Çok sağlam olmayan ruh halimin bozulması için birebirdi. Adamın son uzun anırmasından sonra kadın kih kih gülmeye başladı. Aradan 1-2 dk geçti ve televizyon açtılar. Küçük çocukları o sırada, şirinleri görebilmek için uyuyordu büyük ihtimalle. Neyse... Kadının sesi neyse de, adamın sesi ürtükütücüydü. Tırstım lan. Oysa bana ne oluyor ki, aşağı inecek hali yok ya! Siz siz olun, sevişirken o kadar çok bağırmayın. Alt katınızda benim gibi blog yazan, yalnızlığı ve sigarası ile sevişen manyak varsa her bokunuzu duyabilir ve yazabilir.

tamam hadi o gece duymazdan geldim. yattım uyudum paşa paşa. ertesi gün olanlara ne demeli...

Gecenin ilerleyen saatleriydi, yine tam odamın üzerindeki odadan sesler gelmeye başladı. Aynı adam, daha günler önce ona zevk çığlıkları attıran kadını dövüyordu. Neydi şimdi bu. Bekledim. 5dk geçti, bir şeyleri yere indirdiler. Baktım kavganın dozu artıyor. Yattığım yerden, duvara vurdum. 2-3 kere şiddetli vurduktan sonra sustular. Kavga bitti. Belki ben çirkef duvara vuran alt komşu oldum ama kavga bitti. Sinirli bedenim ve ezilen elimin ağrısı ile uyuyakaldım.
-şiddete karşıyım! her kime olursa olsun!

kadın ve erkek arasında doğru bilinen yanlışlar

Pazar sabahı uyandım böyle yavru kediler gibi gerindim yatakta. Saçlarım dolaşmış. Uzadıkça bakımı zorlaşıyor, yandan topladım. Leoparlı komik ev botlarımı giydim. Dukan diyetinin kahvaltısını hazırladım, annemle biraz küsüşük olduğumuz için tek başıma bilgisayar ve televizyon karşısında yedim. Starlife diye bir program vardı gözüm ona takıldı. Anlam veremediğim bir konu var. Ondan bahsedeceğim. Doğrusu hangisi bilemedim.

-ünlü kadınlar direksiyon başına geçiyor ve yanlarındaki adamlar öylece oturuyor. kim oldukları belli değil, sıfatları yok adam işte. bana garip geliyor, adamın arabası yok mu? mesela demet akalınla takılan adamın, nasıl arabası olmaz. hadi yok diyelim taksiyle evinden alsın arkadaş. yanında erkek varken, kız araba kullanır mı? kullanır sanırım, bu benim geri kafalılığım :)

bunlarda kulakdan dolma,

-bi de hani her zaman bildiğimiz, bayanlar önden lafı var ya. o aslında öyle değilmiş. erkek önden bi girip bakmalıymış içerisi müsait mi diye, sonra buyur etmeliymiş. adam neyi kontrol edecek anlamadım. restoran diyelim.. en fazla yemek yiyorlar işte.

-bir erkek bir bayanın sigarasını yakıyorsa, bayan erkeğin eline dokunmalıymış. bu bir teşekkür biçimiymiş. temas.

-bayanlar, ateş uzatan erkeğe teşekkür etmemeliymiş bu zaten erkeğin göreviymiş. olduu, yazık lan çok üzerine gidiyorlar bu erkeklerin.

değişik şeyler herkes farklı düşünebiliyor ve herkes farklı bir şey biliyor. biri bu kuralları söylese ve hepimizin doğrusu aynı olsa ah ne güzel olurdu :))

mesela ben yanımdaki adamın ezilmesini asla istemem. kankamla yemeğe çıktık diyelim ya da başka yakın bir erkek arkadaşımla. ben ödeyeceğim belki hesabı, bunu öyle millete göstere göstere yapmam. karşımdakine uzatırım gizlice, o verir hesabı. etraftan görmesinler bilmesinler isterim. araba kullanma konusunda da kafam bu şekilde basıyor sanırım. ondan böyle bir yazı yazma gereği duydum.

iyi pazarlar. feminist hatunlar ağzıma sıçmasın :)

11 Kasım 2011 Cuma

Kime ne dediysem hepsini geri alıyorum.

Üzerimde nasıl bir elektrik var bilmiyorum ama ilişkiler konusunda ne hızla birini çekersem kendime, o hızla da kendilerini soğutuyorlar benden. Blogtan ve twitterdan çok sıkıldım. Afakanlar basıyor. Sürekli mutsuz, depresif, yaralı, acılı kızı oynamaktan çok sıkıldım. Normalde dışarıda çok neşeliyim. Burada ve aşk hayatımda neden böyle oluyor anlamış değilim. Kimse de anlayamıyor zaten. Boktan bir yazı yazıp ya da boktan bir twit attıktan sonra günlerce ağlamıyorum. Bir iki dk sonra güldüğüm, ulan ne yazmışım ben dediğim çok oluyor. Sadece fazla duygusal biriyim.

Her zaman yaşamak istediğim aşk, kursağımda kaldı hep. Taktik yapan insanlara inatla, doğru kalmayı seçiyorum. Bir çoğunuz, "seni özledim" mesajını günler haftalar sonra atarken... Ben buluşmadan 1-2 saat sonra bile atabiliyorum. Çünkü "özledim" işte. Var mı ötesi? Neden tutayım ki içimde? Ne saçma. Cidden kim ne derse desin çok saçma geliyor. Öyle bir adam olmalı ki hayatımda, özledim dediğimde aynı elektriği alıp evet lan bende diyebilmeli ve sonra nasıl olsa elde ettim diyip gitmemeli. Gidenler zaten gidiyor ve döndüklerinde asla eski beni bulamıyorlar. Olmuyor, yapamıyorum. Ya o hızla, aynı elektrikle devam edecek korkmadan... Ya da defolup gidecek.

Bir çoğu soruyor neden cinselliği yaşamıyorsun... Ulan aşk yaşattınız mı ki, doya doya sevişeyim. Bu adam da psikolojimi siker mi acaba diye düşünmeden içimden gelen cinselliği yansıtayım. Yok olmuyor! Zorlamıyorum. Ben arayıp bulmuyorum kimseyi, beğenen oluyor, tanışmak isteyen oluyor, arkadaşımın arkadaşı oluyor. Oluyor işte. Ama ben kimseye yamanmıyorum.

İş görüşmelerine gidiyorum, ailemle yaşıyorum, arkadaşlarımla süper vakit geçiriyorum, sağlık sorunları yaşadığım oluyor ama buraya her boku yazmıyorum. Sadece ilişkiler, duygusal boşluğum ve kalbimin atışlarını yazıyorum. Çünkü ben sevmeyi seviyorum. Benim sevgimi tadan adamlarla keşke sizleri tanıştırabilsem, ah bir anlatsalar. Neler yaşadığımızı, benden sonra kimseyle yapamadıklarını. Benim duyduklarımı bir duysanız görseniz.

O an üzüldüysem, onu 1000 ile çarparak anlatıyorum çünkü öyle yaşıyorum bu elimde değil. Eski yazdıklarımı dönüp okuduğum zaman, yuh lan ne çok şey hissetmişim diyip kendime gülüyorum, kızıyorum. Ama bu adı üzerinde günlük. Benim günlüğüm. Günü gününe hissettiklerimi yazıyorum. Ve inanın çok sık dönüp okumuyorum geçmişi. Çünkü saçma geliyor. O an yaşadım ve bitti. Hayatımın doğru düzgün adamını bulamadım ki, siktir çekeyim kapatayım şu blogu. Bu ne boktan hayattır. İsyan ediyorum böyle bazen.

Ama dün gece dua ederken ağladım çok ağladım hemde. Yastığım çok ıslandı. Diğer yüzünü çevirdim öyle uyudum.

"bunların hepsi geçecek. geçecek Allah'ım" dedim.

Bana verdiği şeyler için teşekkür ettim. Etrafımdaki iyi ve sağlıklı insanlar için dua ettim, teşekkür ettim. Çok mutlu olursam eğer, alma canımı, isyanlarımı görme, unut dedim. "geçecek" dedim.

Ve uyandığım günüm yine bok oldu. Ne yapayım şimdi, söyleyin. Sikkodan olaylar oluyor. Kendime söz veriyorum, uzak duracaksın kimseyi tanımayacaksın diyorum ve biri karşıma çıktığında "ulan acaba bu kaderim mi, bu doğru kişi mi, bu mutluluk mu" diyorum ve verdiğim bütün sözleri unutuyorum. Sanki hiç kimseden hoşlanmamış gibi, aklımdan yüreğimden herkesi her şeyi ve bütün yorgunluğumu atarak yeniden bir yola çıkıyorum. Yolda yine arabada fazlalık oluyorum ve yol kenarında iniyorum.

Bu nasıl bir durumdur anlamanızı beklemiyorum ama anlamayanlar da ötmesin bik bik. Şimdi kendime söz veriyorum, kimse ile tanışmayacağım artık. Kimseyi öğrenmeyeceğim. Yalnız ve mutlu öleceksem bile bunu sağlam bir kalple yapacağım. Blog yazmaktan da artık çok sıkıldım. Daraldım. Günlerce küfür etmek istiyorum. Kimseyi umursamıyorum ve umursamadıkça daha fazla güçleniyorum. Şuan güçlüyüm, kararlıyım. Bu psikoloji ile borçluya bile hakkımı helal ettim, düşünün siz. Ulan dedim ettiğim beddualar dönüp bana mı geliyor acaba. Kime ne dediysem hepsini geri alıyorum. Herkes kalbine göre yaşasın. Herkes mutlu olsun. Bir gün elbet bende olurum.

Bu blogu kapatırsam ve ileride çok mutlu bir blog adı görürseniz bilin ki benim. Yanımdaki adamı nasıl sevdiğimi, onun beni nasıl sevdiğini, süper işimde ne kadar mutlu olduğumu, arabamı evimi yazlığımı aldığımı, ne kadar sağlıklı olduğumuzu yazacağım. Kahkahalar atacağım. Bembeyaz ama ara ara renkli bir blog olacak. Belki sevdiğim adamla fotoğraflarımı paylaşacağım ama ben çok mutlu olacağım. ÇOK MUTLU OLACAĞIM.

-bunca zaman yorum yazdınız mail attınız, sorular sordunuz, destek oldunuz. ihmal ettiklerim için özür diliyorum, hepiniz hayatımda haberiniz olmasa da vardınız. teşekkür ederim.

bunu son ses dinliyorum bu aralar, http://www.youtube.com/watch?v=B2KfL9OPhqU

10 Kasım 2011 Perşembe

Kendin Yaparsın

Aslında kimse zorlamaz seni. İzin verirsin. Güvenini kazanmak için uğraşmaz. Sen güvenirsin.

Sevmen için hiç uğraşmaz. Sen seversin. Etkilemek için uğraşmaz, sen bundan bile etkilenirsin. Malsın çünkü sen, yaparsın.

Sonra gider. Gitme diyemezsin çünkü bunu sana, o öğretmiştir. Söylemek istediklerini, düşündüklerini, yapmak istediklerini 5dakika içinde silersin ya da silmiş gibi yaparsın.

Çok boktandır aslında bu durumlar. Her seferinde yeniden inanırsın, yine solarsın.

Atmak lazım çiçekleri. Sen nasıl solduysan, onlarda solsun. Gebersin piç.

7 Kasım 2011 Pazartesi

beni anlatıyor


































görünce tuhaf oldum.
bana benziyor.
tamam daha zayıf, daha güzel dalgalar var saçında kabul!

ama çocukken rüyalarımızı süsleyen "atlı karınca"nın atı, elinde kalmış.
rüyaları varmış, hayalleri varmış ama eline vermişler işte...

hayat herkese eşit değil. adil değil.

4 Kasım 2011 Cuma

Sınanmaktan fenalık geldi.

Neyin sınavı bu anlamıyorum. Üç günlük dünya. Siktiri boktan bir dünya işte. Erkeklerin siktikleri, kadınların sikildiği bir dünya. Nedir lan bu talihsiz serüvenler dizisi.

Yanımdaki adam neden benimle diye düşünmeden  öpüşmek, sevdiğimi söylemek istiyorum ama çok zor bu. Herkes sikinin derdinde. Bir hafta geçmeden hemen, sorular geliyor. Ne kadar ileri gittin, ilişkiler artık çok derinleşti, artık kimse önem vermiyor, neden yaşamıyorsun ki, benimle yaşamak istemez misin? Ve daha fazlası tabi ki...

Ahh sorsanız hepsi her gün ilişkiye giriyor sanki. Amann bi görün hepsi seks uzmanı. Kimi götürürsem kardır diye bakıyor aç apaçiler! Öyle on numara bi fiziğim de yok ama neden böyle oluyorlar anlamıyorum. Allah taş hatunlara sabır versin, amin.

Önce bi yüreğimizi sevelim lan. Bi sevelim de, bir şey yaşayacaksan güvenip öyle yaşayalım. Kim istemez ki, düzgün güvenilir bir ilişki. Anlamıyorum ve inatla anlamamaya devam edeceğim.

*adamın tipi bir görün.. maganda resmen. kıro. tipsiz öf neyse kötü işte. paradan bahsediyor sürekli. starbucksta bana bakan bir çocuğu dövecekti neredeyse. ilk buluşmamızdı. arkadaşça gayet. birden elimi tuttu. noluyor! diye tepkimi verdim. saçıma dokundu. elin ayağın rahat dursun! dedim. ve hemen orayı terk ettim. ne sanıyor bu mal kendini? mal. hayvan.*

neyin sınanmasını yaşıyorum lan. yeter ama artık. isyandır bu yazı! şaşırıyorum aslında kaderime. ne kadermiş arkadaş. az önce arkadaşım facebookunda sevgilisi ile fotoğraflarını paylaştı. vay dedim ya adama bak. ne tatlı çocuk. ikisine maşallah ama, o çocuk sapık değil yani belli seviyor. Allah'ım bana da düzgün bir adam yolla. Şöyle en adam gibi adamından. Şehvetli, dürüst, gururlu, onurlu, saygılı, aşık, sevgili, merhametli, çalışkan, başarılı, şanslı, boylu, poslu, yakışıklı, saçlı beni sevdiği için benimle olan ve gelecek düşünen bir adam olsun bu. AMİN.

3 Kasım 2011 Perşembe

SEN HİÇ ...

Sen hiç,

-kendini anlatırken yoruldun mu?

-başkalarına güç verirken, ertesi gün uyanmamayı düşündün mü?

-karar aldıktan bir gün sonra uygulamayıp, kendinden nefret ettin mi?

-kendini aşağılayıp, saygını yitirdin mi?

-güzelliğinden vazgeçip, kendini çirkin gördün mü?

-artık gücün olmadığı için, kalabalık içinde onaylamadığın bir şeye sessiz kaldın mı?

-sigaranın sana zarar verdiğini hissettiğin an, adeti arttırdın mı?

-bu gece yatarken hangi ilacı, hangi dozda içsem sabahı göremem diye hesap yaptın mı?

-ölmeden önce bir mektup bırakmak istedin mi?

-o mektup için bir taslak oluşturdun mu?

-ölmeyi kafana koyduğun an, yaşarsam mutluluk beni bulacak mı, her şey düzelecek mi diye düşünüp ölmeyi erteledin mi?

-sarı saçlarının rengini siyah yapmak istedin mi?

-yemek yedikten sonra pişman oldun mu?

-kitap okumadığın için kendinden tiksindin mi?

-bilgisayar başında saatlerini öldürdüğün ve kendin için bir şey yapmadığın oldu mu?

-işsiz kalıp bunalıma girdikten sonra, iş bulup evinde yayılmayı özledin mi? sonra yeniden işsiz kalıp kendine lanet ettin mi?

-acaba ah ettiğim adamlar yüzünden mi bu haldeyim diye kendine sorup kafayı yedin mi?

-rejime başladıktan sonra istikrarsız olup kendi hayatının içine ettin mi?

-kanser olursam eğer, tedaviyi reddedeceğim diye karar aldın mı?

ben bunların hepsini yaptım.