Keşke diye başlamak istedim.
Keşke mutluluk tanımımız belli olsaydı. Mesela, çikolata yersen kesinlikle mutlu olursun. Alışveriş yaparsan mutlu olursun. Kumar oynarsan mutlu olursun... gibi gibi.
Ama tanım falan yok. Biz kızlar bir şeyi unutmak için alışverişe çıkarız. Para harcarız. Eve gelince aldıklarımızı denemeden poşetiyle beraber odanın köşesine bırakırız. Ertesi gün aldıklarımızdan bir şeyler giymek için poşeti açarız ama ne kadar sevmediğimiz, alakasız şey varsa onları buluruz. Yani o alışveriş bizi mutlu etmez. Aksine, gidip onları iade etme daha yorucu ve sinir bozucudur. Belki de mutsuzluğumuz devam ettiği için, değiştirme gereği bile duymayız.
Mutsuzken çikolata isteyen bir grup vardır. Bunun %80i pms döneminde olur. Çikolata yerken, ağlama krizine giren bir insanın parmaklarının ucundan dökülen yazıyı okuyorsunuz şuan. Neymiş demek ki, çikolata da mutluluk vermiyormuş.
Kumar örneğini vermeden geçmek daha mantıklı. Çünkü saçma bir örnek olmuş :)
Çoğu zaman, ah ulan kafamda tasarladığım adam çıkıp gelse dünyanın en mutlu insanı ben olurum diyorum. Bu istekler çoğu zaman değişiyor.
-istediğim iş olsa
-kilo versem
-maaşıma zam yapılsa
-bir arabam olsa
-evlensem
-boşanmasam
-ev alsam
-şu kredi ödemesi bitse
-bu yaz tatile çıksam
gibi gibi...
O kadar fazla var ki aslında. Hepinizin aklından geçenleri buraya yazsam, klavyeye dokunan güçsüz tırnaklarım kırılır.
Bazılarına bakıyorum, hepsi var onlarda. Benim hayallerim, onların vazgeçtikleri. Kız erkek fark etmez. Sevgiliniz olmadığı dönemlerde, çirkin kız / erkek - güzel kız / erkek çiftini el ele görüp "ah ulan" demişliğiniz vardır. Onlar birbirini nasıl o kadar sevebiliyor? Nerede tanıştılar? Acaba bu kadar mutlu görünen bir çift, birbirine güveniyor mudur? Adam kızı kullanıyor mu? Aşk yok mu aralarında? Adam kıza para mı yediriyor acaba? Bu sorular yine uzar gider. Ama cevabı asla bulunmaz.
Benim hayatımda nedense, istediklerim bir arada olmadı. İşim oldu, dana gibi oldum sevgilim olmadı. İşim oldu, zayıfladım ama sap kaldım. İşsiz kaldım, param bitti, sevgilim oldu. Sevgilim beni terk etti, iş bulamadım, evde oturup kilo aldım. Bütün kış işsizdim, parasız pulsuz. Şimdi yaz geldi. İşim var, daha maaşım yok ve tatil hakkım yok. Düşünsenize 2009dan beri tatile gitmiyorum. İnsan her seneye hayal kırıklıkları yorgunluk ve küskünlükle girerse nasıl mutlu olabilir ki? Çikolata mı yiyeyim? :) Gerçi şimdi tatil yok diye şikayet etmiyorum. Aman diyim patronlar falan blogumu biliyor :) ahahaha Blogu okuyan çoğu kişi bilir ki, ben her zaman mutlu olacağım, geçinmeme yetecek kadar maaşı olan, huzurlu mutlu bir iş ortamı istemiştir. Daha çok yeni ama buldum gibi. Evet şuan ofisten yazıyorum. İşlerimin bir çoğunu sabahtan beri başımı kaldırmadan tamamladım ve ofis hatırası olsun diye bloga minik bir iz bırakmak istedim. Patronların blogu bilmesi kötü gerçi, bıdır bıdır konuşamayacağım. Ama Allah için diyorum hepsi Dünya tatlısı. İlk başlardan beri, sanırım bu benim hayattaki en büyük şansım diyorum.
Ne babadan güldü yüzüm, ne okuldan, ne psikolojiden, ne maddiyattan, ne aşktan .... Sanırım bu iş beni kendime getirecek.
Size çok güzel haberler veren yazılar yazacağım inşallah. Heyecanlı olacak.
Mutluyum. Huzurluyum.
Bir kaç eksik var ama onlar hep EKSİK zaten.
Sağlıcakla kalın... Geleceğim yine.
https://twitter.com/lazanyam
İzleyiciler
17 Mayıs 2012 Perşembe
5 Mayıs 2012 Cumartesi
Kollarımdan tutuyorlar, saçımı çekiyorlar.
Neler neler yaşadım, ne badireler atlattım. Ne mutluluklar tattım. Ne sikko şeylere üzüldüm bu kadar zaman içinde. Hiçbirinde yazmak gelmedi içimden. Belki de okunacak kadar güçlü olmadım bu zaman içinde.
Hep paylaşmak istedim. Yorumlarınızı it gibi merak ettim. Ama olmadı. Sanki kolumdan tutup, saçlarımdan çektiler. Yazma Lazanya dediler. Bilmesinler artık, üzmesinler seni dediler.
Yazamadım. Sustum kaldım. Gerçi kendi saçmalıklarıma twitter da devam ettim. Dostlar girdi hayatıma, eski aşklar depreşti ara sıra, canımı acıtanlar olduğu gibi, kalbimi kazananlar da oldu bu süreç boyunca... Hayatımın belki de en acı verici olayını yaşadım. Anlatmak, yazmak için çok zorladım kendimi ama yapamadım. Hala paylaşma konusunda sıkıntı çekiyorum.
Fotoğraflara bakıp ağladım, özledim. İçtim yine ağladım. O'nu bana sordular yine ağladım. Ve öğrendim ki, aşktan, sevgiden daha önemli bir şey var. Değer vermek... Birine değer verdiğiniz an, bitiyorsunuz. İster aileniz geçsin önünüze, ister aşık olduğunuz kişi... Fark etmez, değer verdiğiniz kişi için hepsini ezer geçersiniz. O sizin için bunu yapar mı, düşünmezsiniz bile. Neyse bu olayı sizlere ayrı bir postta aktaracağım.
Hani İstanbul'a gitmiştim. İş arama macerası yaşamıştım :) Sonunu düşünene kahraman olamaz cümlesi ile maceraya atılmış sonra da kuyruğumu bacaklarımın arasına sıkıştırıp Ankara'ya dönmüştüm. Hey yavrum hey. Şimdi ise o zamanlarda imkansız olarak gördüğüm "en sevdiğim iş" dibimde. Çok ayrıntı vermeden geçeyim, net olsun. Çok sevdiğim bir işe başladım. İnşallah devam eder. İnşallah pek çok başarılı olurum. Bendeki, ışığın görülmesi gerek artık :p ahahha Arkadaşlar süper, patronlar süper. Ama ben süper miyim, biraz zaman geçsin de görelim bakalım. Aslan burcu yanım, böyle anlarda kendini gösteriyor. En iyisini ben yapmayalım, başarmalıyım, hızlı öğrenmeliyim... Bu olmuş benim felsefem.
Arkadaşlar ile beraber aldığım alkol karaciğerimi zorlar hale geldi. Özlediklerime, kızdıklarıma, üzüldüklerime, sevindiklerime, geçmişime ve bilmediğim geleceğime içer oldum. Hep bir bahanem var. Babama mı benziyorum acaba zaman geçtikçe? Sonum olur... Nefret ederim kendimden...
İlla tribe bağlıyorum ve sanki beni kurtaracak bir olay olacakmış gibi hissediyorum. Bu belki iş olur, belki para olur, belki fırsat olur, belki de beklediğim dünyalar tatlısı hayali sevgilimin gerçek versiyonu olur :)) Kim bilir ki ... Gerçi çirkinlerin ve çirkeflerin dünyasında yaşarken böyle hayaller kurmayı bıraktım artık. Güvenmiş, sadakatmiş kimsenin haberi yok bu tanımlardan.
Çok dolmuşum be ... Daha hızımı alamayıp yazmaya devam ediyordum ki, bir sonraki posta sakladım kendimi. Uzun ara vermeyeceğim. Hazır başlamışken, yine eskisi gibi devam edeceğim.
Sizler iyi misiniz? Kesinlikle okumam gereken postlar varsa bi haber edin. Neler yaptınız, neler oldu merak ediyorum.
Hep paylaşmak istedim. Yorumlarınızı it gibi merak ettim. Ama olmadı. Sanki kolumdan tutup, saçlarımdan çektiler. Yazma Lazanya dediler. Bilmesinler artık, üzmesinler seni dediler.
Yazamadım. Sustum kaldım. Gerçi kendi saçmalıklarıma twitter da devam ettim. Dostlar girdi hayatıma, eski aşklar depreşti ara sıra, canımı acıtanlar olduğu gibi, kalbimi kazananlar da oldu bu süreç boyunca... Hayatımın belki de en acı verici olayını yaşadım. Anlatmak, yazmak için çok zorladım kendimi ama yapamadım. Hala paylaşma konusunda sıkıntı çekiyorum.
Fotoğraflara bakıp ağladım, özledim. İçtim yine ağladım. O'nu bana sordular yine ağladım. Ve öğrendim ki, aşktan, sevgiden daha önemli bir şey var. Değer vermek... Birine değer verdiğiniz an, bitiyorsunuz. İster aileniz geçsin önünüze, ister aşık olduğunuz kişi... Fark etmez, değer verdiğiniz kişi için hepsini ezer geçersiniz. O sizin için bunu yapar mı, düşünmezsiniz bile. Neyse bu olayı sizlere ayrı bir postta aktaracağım.
Hani İstanbul'a gitmiştim. İş arama macerası yaşamıştım :) Sonunu düşünene kahraman olamaz cümlesi ile maceraya atılmış sonra da kuyruğumu bacaklarımın arasına sıkıştırıp Ankara'ya dönmüştüm. Hey yavrum hey. Şimdi ise o zamanlarda imkansız olarak gördüğüm "en sevdiğim iş" dibimde. Çok ayrıntı vermeden geçeyim, net olsun. Çok sevdiğim bir işe başladım. İnşallah devam eder. İnşallah pek çok başarılı olurum. Bendeki, ışığın görülmesi gerek artık :p ahahha Arkadaşlar süper, patronlar süper. Ama ben süper miyim, biraz zaman geçsin de görelim bakalım. Aslan burcu yanım, böyle anlarda kendini gösteriyor. En iyisini ben yapmayalım, başarmalıyım, hızlı öğrenmeliyim... Bu olmuş benim felsefem.
Arkadaşlar ile beraber aldığım alkol karaciğerimi zorlar hale geldi. Özlediklerime, kızdıklarıma, üzüldüklerime, sevindiklerime, geçmişime ve bilmediğim geleceğime içer oldum. Hep bir bahanem var. Babama mı benziyorum acaba zaman geçtikçe? Sonum olur... Nefret ederim kendimden...
İlla tribe bağlıyorum ve sanki beni kurtaracak bir olay olacakmış gibi hissediyorum. Bu belki iş olur, belki para olur, belki fırsat olur, belki de beklediğim dünyalar tatlısı hayali sevgilimin gerçek versiyonu olur :)) Kim bilir ki ... Gerçi çirkinlerin ve çirkeflerin dünyasında yaşarken böyle hayaller kurmayı bıraktım artık. Güvenmiş, sadakatmiş kimsenin haberi yok bu tanımlardan.
Çok dolmuşum be ... Daha hızımı alamayıp yazmaya devam ediyordum ki, bir sonraki posta sakladım kendimi. Uzun ara vermeyeceğim. Hazır başlamışken, yine eskisi gibi devam edeceğim.
Sizler iyi misiniz? Kesinlikle okumam gereken postlar varsa bi haber edin. Neler yaptınız, neler oldu merak ediyorum.
27 Nisan 2012 Cuma
Ankara Bloggerları Buraya!
Şehir dışında da blog yazarı dostlarımız var fakat bizler Ankaralı bloggerler olarak bu postun altında toplanalım. Bende sizi etkinliklerden haberdar edeyim. Bir çok etkinlik İzmir ve İstanbul'da yapılıyor. Neden Ankara'da da olmasın ki? Neden Ankaralı bloggerlar bu etkinliklerden yararlanamasın?
Kulaktan kulağa oynuyor gibi, bir yol izleyelim. Bu yazıma ulaşan Ankaralı bloggerlar, kendi bloglarında bunu duyurabilir ve bu yazının altında bütün Ankaralı yazarların toplanmasını sağlayabilirler.
Birçok etkinlik ve birçok sürpriz haberlerim olacak sizlere.
Blogların içerikleri önemli değil. Yeter ki, Ankara'da olsunlar. Kategorileri, etiketleri önemli değil. Her ilgi alanından olabilir.
lazanyaa@hotmail.com.tr adresinden bana ulaşabilirsiniz.
https://twitter.com/#!/lazanyam twitter adresim.
facebookta da, lazanyanın günlüğü yazdığınızda beni bulacaksınız :)
1 Nisan 2012 Pazar
Passage Ankara
Müzikleri, getirdiği sanatçıları, haftanın neredeyse her günü çıkardığı kaliteli gruplarıyla, güler yüzlü çalışanları, kaliteli alkolü ve içeride sağladığı güvenlik şartlarıyla başarılı bir yer. Bu zamana kadar Pazar hariç neredeyse her gün gittim ve her zaman kalabalıktı. Her zaman çalışanlar güler yüzlüydü. Gidenler yazımı okuduklarında, bu dediğime belki şaşıracaklar ama kapıda duran arkadaşlardan çoğu kişi şikayetçi. Çünkü içeri girip giremeyeceğiniz onların iki dudağının arasında :) Haklılar ama ya, haftasonlarını düşünsene 1000kişi belki de daha fazlası ile yaz kış demeden muhattap olup, içeri alıyor bin bir tane sarhoşun çilesini çekiyorlar. Özel hayatlarını saymıyorum bile. Bence kapıdan çok şeker ve anlayışlı insanlar. Sadece güler yüzle kolay gelsin diyin, emin olun her iki tarafta mutlu olacaktır.
Gündüz zengin ve uygun fiyatlı yemekleri varmış. Tadına bakamadım gerçi henüz ama en yakın zamanda gündüz de gitmeyi planlıyorum. Havalar da düzelmeye başladı oh mis.
Merak ederseniz bir bakın derim http://www.passagepub.com/. Facebookta da sayfaları var ve aktif olarak kullanıyorlar. Dergilerini de kapı girişinden temin edebilirsiniz.
not: Bu yazıyı yazmamın sebebini de söylemek isterim, hep şikayet formları doldururuz, kötüleriz ve etrafa yayarız. Fakat bu sefer ortada güzel bir şey var. Onu da tebrik edip, yaymak istedim. Umarım daha da iyiye giderler ve daha güzel yazılar yazdırırlar herkese.
30 Mart 2012 Cuma
Ben değil, o benim ağzımın içine bakmalı.
Seviş, öpüş ve hoşlan. Bu da yetmezmiş gibi güzel vakit geçir iyi anlaş. Tamam ee? Takılıyor muyuz? Sevgili miyiz? Bu ne bohem. Ve ne gerek var. Neden kimse net olmuyor?
Adama derler, lan bu kız kim diye. Neler hissediyorsun diye.
Ben erkeğin ağzının içine bakmam arkadaş. Benimle aynı anda bunları hissediyorsa, zaten bir isim koymaya gerek bile yoktur. Minicik bir kelime olmuş, "canım"ı ile ağzını ayırıp diyemiyorsa ben o adama yol veririm. Ben aceleci kızım. Benim yazdığım bir kitap olacaksa eğer, içinde "zamana bırakalım" cümlesi olmayacaktır emin olun. Herşey net. Kafası karışık olan siktir olup gidecek, bi de gelip benim kafamı karıştırmayacak. Yavaş derler adama. Sonra da işte böyle siktir ederler.
Kendi kafası ile hareket edemeyen adamı, adam yerine koymazlar işte böyle. Neyse ya ben ona mı içtim yoksa başka bişeye mi anlamadım ama yazıyım dursun dedim.
https://twitter.com/lazanyam
http://www.formspring.me/lazanya
20 Mart 2012 Salı
Playstation oynayan, maç izleyen ve rakı içen kızı severiz derler.
PS oynayan, maç izleyen ve rakı içen kızı severiz derler ama nerede maç salak, rakı sofrasını bozup meyve suyu yudumlayan kız varsa sevgililer.
Cidden böyle. Ben rakı severim, ağzımla içerim. Sohbetim iyidir. Ps oynamaya bayılırım. Çok iyi oynayamasam da öğrenmeye açığım. Tam bir taraftarım. Slogan bilir, maç takip ederim. Ayy aşkitom bugün dizim var hadi maçı kapatalım da, diziyi açalım demem. Demem de, ne boka yarıyor? Anca kanka gibi adamlarla maç izliyorum amk. Geçen Gs-Fb maçında adamın teki kızı almış gelmiş yanında, karı bır bır bır susmadı. Çocuk maça odaklanamıyor. Kızda sürekli kah kah gülüyor. Ulan zaten gergin bi maç ben orada saçımı başımı yoluyorum ama sapım. Hatunun elinden tutup gidiyorlar. Bende çantamın sapını....
Öyle erkeksi bi tipim de yok ama ben anlamıyorum arkadaş. İlla vik vik kız mı olayım? Tamam şefkat var, anaçlık var, ilgi alaka bi haylice, salağa da iyi yatarım ama ben anlamıyorum cidden. Taş gibi herif görürsün, rakı sofrasına oturursunuz hep beraber. Yanındaki kız "ay ben alkol almıyorum şarap kadehinde vişne suyu içebilirim hihiihih" yapar. Maç izleyeceklerdir, adam birasını sigarasını cipsini almıştır önüne, yanındaki kız "ayy yanımda sigara içme, kahve yaptım içer misin?, aşkom dizim var maçın tekrarını izlersin nolurr hadi kanalı değiştirelim" der.
İlla süzük salak, mal, idiot mu olmak lazım? Nedir yani derdiniz ben anlamadım? Bence biz kızlar ne istediğimizi biliyoruz ama siz bilmiyorsunuz.
Tamam sövesim gelmişti, rahatladım. Dağılabiliriz.
https://twitter.com/lazanyam - http://www.formspring.me/lazanya
Cidden böyle. Ben rakı severim, ağzımla içerim. Sohbetim iyidir. Ps oynamaya bayılırım. Çok iyi oynayamasam da öğrenmeye açığım. Tam bir taraftarım. Slogan bilir, maç takip ederim. Ayy aşkitom bugün dizim var hadi maçı kapatalım da, diziyi açalım demem. Demem de, ne boka yarıyor? Anca kanka gibi adamlarla maç izliyorum amk. Geçen Gs-Fb maçında adamın teki kızı almış gelmiş yanında, karı bır bır bır susmadı. Çocuk maça odaklanamıyor. Kızda sürekli kah kah gülüyor. Ulan zaten gergin bi maç ben orada saçımı başımı yoluyorum ama sapım. Hatunun elinden tutup gidiyorlar. Bende çantamın sapını....
Öyle erkeksi bi tipim de yok ama ben anlamıyorum arkadaş. İlla vik vik kız mı olayım? Tamam şefkat var, anaçlık var, ilgi alaka bi haylice, salağa da iyi yatarım ama ben anlamıyorum cidden. Taş gibi herif görürsün, rakı sofrasına oturursunuz hep beraber. Yanındaki kız "ay ben alkol almıyorum şarap kadehinde vişne suyu içebilirim hihiihih" yapar. Maç izleyeceklerdir, adam birasını sigarasını cipsini almıştır önüne, yanındaki kız "ayy yanımda sigara içme, kahve yaptım içer misin?, aşkom dizim var maçın tekrarını izlersin nolurr hadi kanalı değiştirelim" der.
İlla süzük salak, mal, idiot mu olmak lazım? Nedir yani derdiniz ben anlamadım? Bence biz kızlar ne istediğimizi biliyoruz ama siz bilmiyorsunuz.
Tamam sövesim gelmişti, rahatladım. Dağılabiliriz.
https://twitter.com/lazanyam - http://www.formspring.me/lazanya
19 Mart 2012 Pazartesi
Hayatımın bir anası olsaydı, onu da bu çocuk sikerdi.
3-4 yıl oldu çıkaramadım hayatımdan, blogu da onun için açtım. Onun için ağladım. Yeri geldi onunla güldüm ama hep canımı acıttı. Hepimizin yok mudur hayatında, ağzına sıçan ama it gibi sevdiği biri? Yoktur belki de. Ama bende var. Canımı acıttı. Gelecek beklemedim ondan. Evlilik aklımın ucundan geçmedi. Sevgili olmayı hiç düşünemedim. Zaten yeterince karışık ve anı anını tutmayan biraz da güvenilmez. Sevdim işte. Aşık olmadım ama. Kapıldım.
Senelerce küs kaldık, yine geldi. Ve biz yine sevgili olmadık. Sarıldık, ağladık, vurduk, kırdık, öptük. Hiç kopamadık. Onun hayatında başkaları oldu, benim hayatıma başkalarını soktu. Kendimden ödün verdim, demek ki çokta oturmamış kişiliğimi onun için yerle bir ettim. O ne mi yaptı? Her seferinde gönlümü aldı. Sonra yine gitti. Bense o saçma düşünceden hala kurtulamadım. " doğru adam " Öyle bir adam yok sanırım. Ya da ben yanlışım baştan aşağı. Anlamadım.
Sırf ondan kurtulmak için, kendimi birine bağlamaya alıştırmaya çalıştım o da olmadı. Yetmezmiş gibi, gidip onunla içti sohbet etti, arasını yaptı ama benden konu bile açmadı. Üzerine bana whatsapp'tan yazdı. " aşık oldum lan ".
Kalbimin o an atışını anlatamam size. Yeni yeni idrak ediyorum. Yine canım acıyor, yazarken bi kaç damla gözyaşım düşüyor. Ama olsun bu da geçecek. Hem onunla olamayacaksam, o neden başkası ile olmasın ki? Ben ne istiyorum hala bilmiyorum. Kavga ettik az önce, yine canımı acıtacak cümleler kurdu. O'nun için son kez ağladım. Konuyu da kapattım. Zaten Pera'nın annesi dün fal baktığında söylemişti, son bir gözyaşın kalmış diye. Haklıymış. Bitti diyordum ama bugün bitti.
Yazıya başlarken böyle biteceğini planlamamıştım ama demek böyle olması gerekiyormuş. Bende isterdim daha güzel şeyler yazmak. Ama kaderimden öteye gidemiyorum. İşin garibi öyle büyük, imrenilecek bir aşk yaşayacağıma inanıyorum ki, bazen kendim bile buna şaşırıyorum.
takip için, https://twitter.com/lazanyam
Senelerce küs kaldık, yine geldi. Ve biz yine sevgili olmadık. Sarıldık, ağladık, vurduk, kırdık, öptük. Hiç kopamadık. Onun hayatında başkaları oldu, benim hayatıma başkalarını soktu. Kendimden ödün verdim, demek ki çokta oturmamış kişiliğimi onun için yerle bir ettim. O ne mi yaptı? Her seferinde gönlümü aldı. Sonra yine gitti. Bense o saçma düşünceden hala kurtulamadım. " doğru adam " Öyle bir adam yok sanırım. Ya da ben yanlışım baştan aşağı. Anlamadım.
Sırf ondan kurtulmak için, kendimi birine bağlamaya alıştırmaya çalıştım o da olmadı. Yetmezmiş gibi, gidip onunla içti sohbet etti, arasını yaptı ama benden konu bile açmadı. Üzerine bana whatsapp'tan yazdı. " aşık oldum lan ".
Kalbimin o an atışını anlatamam size. Yeni yeni idrak ediyorum. Yine canım acıyor, yazarken bi kaç damla gözyaşım düşüyor. Ama olsun bu da geçecek. Hem onunla olamayacaksam, o neden başkası ile olmasın ki? Ben ne istiyorum hala bilmiyorum. Kavga ettik az önce, yine canımı acıtacak cümleler kurdu. O'nun için son kez ağladım. Konuyu da kapattım. Zaten Pera'nın annesi dün fal baktığında söylemişti, son bir gözyaşın kalmış diye. Haklıymış. Bitti diyordum ama bugün bitti.
Yazıya başlarken böyle biteceğini planlamamıştım ama demek böyle olması gerekiyormuş. Bende isterdim daha güzel şeyler yazmak. Ama kaderimden öteye gidemiyorum. İşin garibi öyle büyük, imrenilecek bir aşk yaşayacağıma inanıyorum ki, bazen kendim bile buna şaşırıyorum.
takip için, https://twitter.com/lazanyam
22 Şubat 2012 Çarşamba
İstifa Noktasına Gelen Kızın Dramı - part I
İşimi kusursuz yapmaya çalışıyorum. Sonuçta eğitimini aldım ve bu yönde çalışıyorum. Neden başkaları, bunu şöyle yapsana, bak şöyle yapmalısın diye düzeltmeye çalışırlar? Benim iki elim var ve ben onların işlerine karışmıyorum. Her dakika yüzümün şekli değişiyor, anları anlarını tutmuyor. Angry birdsten farkım kalmadı amk.
Gerizekalı sarı sürtük, sen misin benim patronum? Sana yardım etmek benim görevim bile değilken, 5 işten 1inde aksaklık çıkınca neden düzeltiyorsun beni? Sen yanlış yapıp benim zamanımı aldığında ben sesimi çıkarıyor muyum? Ayrıca neden çıkarayım ki, bunu hep yapmıyorsun sonuçta, arada olur öyle insanlık hali diye düşünebiliyorum ama sen bunu neden beceremiyorsun ve günümün psikolojimin içine sıçıyorsun. Enerjimi emiyorsun!
Hele sen odun patron, çubuk yutmuş gibi yürüyüp yavaş hareket ederken cool olduğunu mu sanıyorsun? Söyleyeceklerini söyleyip, daha konuşma bitti mi anlamadan neden telefonu kapatıyorsun? Üç kuruş veriyorsun diye mi bu hakkı kendinde görüyorsun?
Ve sana gelelim tek kaş, sana yüz vermedim diye mi bütün bu tavırların? Eee o zaman neler yapıyorum izle. Fazla muhabbet, tez ayrılık getirirmiş derler ya doğruymuş. Bu ofiste de bu senin için geçerli.
Beni çıldırttınız lan bugün. Daha regl bile olmadan size dayanamıyorsam, bir hafta sonra ne bok yiyeceğim. Onca işin arasında internete girdim ve iş başvuruları yaptım. İyi bir yer ile görüştüm bugün ya da yarın gideceğim. Bakalım olumlu geçerse, sizi göt gibi bırakmayı planlıyorum. Allah'tan hayırlısı. İşsiz kalmak dert, işe girmek dert. Ne bok yicem bilmiyorum. Aldırmamam lazım ama ben aslan burcuyum bazı şeyler gururuma dokunuyor. Takdir edilmeyi beklerken, şuursuz yetkisiz insanlar tarafından uyarılıyorum. Mutlu ve huzurlu olacağım bir iş yeri istiyorum çok mu?!
Gerizekalı sarı sürtük, sen misin benim patronum? Sana yardım etmek benim görevim bile değilken, 5 işten 1inde aksaklık çıkınca neden düzeltiyorsun beni? Sen yanlış yapıp benim zamanımı aldığında ben sesimi çıkarıyor muyum? Ayrıca neden çıkarayım ki, bunu hep yapmıyorsun sonuçta, arada olur öyle insanlık hali diye düşünebiliyorum ama sen bunu neden beceremiyorsun ve günümün psikolojimin içine sıçıyorsun. Enerjimi emiyorsun!
Hele sen odun patron, çubuk yutmuş gibi yürüyüp yavaş hareket ederken cool olduğunu mu sanıyorsun? Söyleyeceklerini söyleyip, daha konuşma bitti mi anlamadan neden telefonu kapatıyorsun? Üç kuruş veriyorsun diye mi bu hakkı kendinde görüyorsun?
Ve sana gelelim tek kaş, sana yüz vermedim diye mi bütün bu tavırların? Eee o zaman neler yapıyorum izle. Fazla muhabbet, tez ayrılık getirirmiş derler ya doğruymuş. Bu ofiste de bu senin için geçerli.
Beni çıldırttınız lan bugün. Daha regl bile olmadan size dayanamıyorsam, bir hafta sonra ne bok yiyeceğim. Onca işin arasında internete girdim ve iş başvuruları yaptım. İyi bir yer ile görüştüm bugün ya da yarın gideceğim. Bakalım olumlu geçerse, sizi göt gibi bırakmayı planlıyorum. Allah'tan hayırlısı. İşsiz kalmak dert, işe girmek dert. Ne bok yicem bilmiyorum. Aldırmamam lazım ama ben aslan burcuyum bazı şeyler gururuma dokunuyor. Takdir edilmeyi beklerken, şuursuz yetkisiz insanlar tarafından uyarılıyorum. Mutlu ve huzurlu olacağım bir iş yeri istiyorum çok mu?!
20 Şubat 2012 Pazartesi
Eskiden kızlar anneleri gibi yemek yapardı, şimdi babaları gibi içiyorlar.
Neler oluyor emin değilim. Aslında kendimi bütün olarak ele aldığımda çok iyiyim. Parçalara bölüp, inceleyelim dersek biterim. Ele alınacak bir şey kalmaz. İyi kötü bir iş buldum ve daha bir ayımı doldurmadan daraldım bile. Aslan burcu olduğum için böyleyim sanırım, kariyer ister ama üşenir. Gezmeyi, lüksü pek sever ama tembeldir. Vay anasına işte o benim.
Bütün hafta, cumartesi günü gelsin diye çalışıyorum. Cumartesi öğlen işten çıkıp ya eve geçiyorum, ya da arkadaşlarımla bişiler yapıyorum. Akşam eve geçip bir güzel hazırlanıyor ve her zaman gittiğimiz yere geçiyoruz. Yabancı müzik çalan, itiş tepiş bir yer. Tabiri caizse, it gibi içiyorum. Kusuyorum bazen. Masaların, koltukların üzerine kadar çıkıp dans ediyoruz. Yorulmak bilmiyorum. Çabuk sarhoş olmak için, aç karna gidiyorum. Yoksa orayı, müziği ve insanları çekemiyorum.
Aklıma gelmeden yapamıyorum, haftada sadece bir gün bu kadar içmem acaba beni alkolik yapar mı? Ben alkolik mi oldum?
Bütün hafta, cumartesi günü gelsin diye çalışıyorum. Cumartesi öğlen işten çıkıp ya eve geçiyorum, ya da arkadaşlarımla bişiler yapıyorum. Akşam eve geçip bir güzel hazırlanıyor ve her zaman gittiğimiz yere geçiyoruz. Yabancı müzik çalan, itiş tepiş bir yer. Tabiri caizse, it gibi içiyorum. Kusuyorum bazen. Masaların, koltukların üzerine kadar çıkıp dans ediyoruz. Yorulmak bilmiyorum. Çabuk sarhoş olmak için, aç karna gidiyorum. Yoksa orayı, müziği ve insanları çekemiyorum.
Aklıma gelmeden yapamıyorum, haftada sadece bir gün bu kadar içmem acaba beni alkolik yapar mı? Ben alkolik mi oldum?
16 Şubat 2012 Perşembe
Seviyorsan kal. Yarın ölebilme ihtimalim var.
Yarın; sesimi duyamacağın kadar uzak olabilirim mesela.
Dokunamayağın, göremeyeceğin, soramayacağın, kızamayacağın, kırılamayacağın, inanamayacağın..
Bir kez daha benimle gülemeceğin,
Gözlerini kaçıramayacağın..
Tüm cümleleri söyleyip isteyip de susamayacağın..
Aynı sokaktan geçemeceğimiz, aynı şarkıyı dinleyemeyeceğimiz, kavga bile edemeceğimiz,
Kal diyemeyeceğin,
Ayrılamayacağın, hatta gidemeyeceğin kadar yok olabilirim.
Seviyorsan kal. Yarın ölebilme ihtimalim var.
Dokunamayağın, göremeyeceğin, soramayacağın, kızamayacağın, kırılamayacağın, inanamayacağın..
Bir kez daha benimle gülemeceğin,
Gözlerini kaçıramayacağın..
Tüm cümleleri söyleyip isteyip de susamayacağın..
Aynı sokaktan geçemeceğimiz, aynı şarkıyı dinleyemeyeceğimiz, kavga bile edemeceğimiz,
Kal diyemeyeceğin,
Ayrılamayacağın, hatta gidemeyeceğin kadar yok olabilirim.
Seviyorsan kal. Yarın ölebilme ihtimalim var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
