İzleyiciler

30 Mart 2012 Cuma

Ben değil, o benim ağzımın içine bakmalı.

Bu saatte alkollüyüm evet. Neyi dert edip, yine ne salaklık peşindeyim bilmiyorum ama içtim işte. Bir şey anlatmak için girdim bloga. Anlatıp hemen çıkacağım. Neler oluyor bu sikko hayatımda da yazmıyorum. Aslında daha çok mutluyum ama mutluluğumu paylaşamadığımı farkettim.

Seviş, öpüş ve hoşlan. Bu da yetmezmiş gibi güzel vakit geçir iyi anlaş. Tamam ee? Takılıyor muyuz? Sevgili miyiz? Bu ne bohem. Ve ne gerek var. Neden kimse net olmuyor?

Adama derler, lan bu kız kim diye. Neler hissediyorsun diye.

Ben erkeğin ağzının içine bakmam arkadaş. Benimle aynı anda bunları hissediyorsa, zaten bir isim koymaya gerek bile yoktur. Minicik bir kelime olmuş, "canım"ı ile ağzını ayırıp diyemiyorsa ben o adama yol veririm. Ben aceleci kızım. Benim yazdığım bir kitap olacaksa eğer, içinde "zamana bırakalım" cümlesi olmayacaktır emin olun. Herşey net. Kafası karışık olan siktir olup gidecek, bi de gelip benim kafamı karıştırmayacak. Yavaş derler adama. Sonra da işte böyle siktir ederler.

Kendi kafası ile hareket edemeyen adamı, adam yerine koymazlar işte böyle. Neyse ya ben ona mı içtim yoksa başka bişeye mi anlamadım ama yazıyım dursun dedim.

https://twitter.com/lazanyam

http://www.formspring.me/lazanya

20 Mart 2012 Salı

Playstation oynayan, maç izleyen ve rakı içen kızı severiz derler.

 PS oynayan, maç izleyen ve rakı içen kızı severiz derler ama nerede maç salak, rakı sofrasını bozup meyve suyu yudumlayan kız varsa sevgililer. 

Cidden böyle. Ben rakı severim, ağzımla içerim. Sohbetim iyidir. Ps oynamaya bayılırım. Çok iyi oynayamasam da öğrenmeye açığım. Tam bir taraftarım. Slogan bilir, maç takip ederim. Ayy aşkitom bugün dizim var hadi maçı kapatalım da, diziyi açalım demem. Demem de, ne boka yarıyor? Anca kanka gibi adamlarla maç izliyorum amk. Geçen Gs-Fb maçında adamın teki kızı almış gelmiş yanında, karı bır bır bır susmadı. Çocuk maça odaklanamıyor. Kızda sürekli kah kah gülüyor. Ulan zaten gergin bi maç ben orada saçımı başımı yoluyorum ama sapım. Hatunun elinden tutup gidiyorlar. Bende çantamın sapını....

Öyle erkeksi bi tipim de yok ama ben anlamıyorum arkadaş. İlla vik vik kız mı olayım? Tamam şefkat var, anaçlık var, ilgi alaka bi haylice, salağa da iyi yatarım ama ben anlamıyorum cidden. Taş gibi herif görürsün, rakı sofrasına oturursunuz hep beraber. Yanındaki kız "ay ben alkol almıyorum şarap kadehinde vişne suyu içebilirim hihiihih" yapar. Maç izleyeceklerdir, adam birasını sigarasını cipsini almıştır önüne, yanındaki kız "ayy yanımda sigara içme, kahve yaptım içer misin?, aşkom dizim var maçın tekrarını izlersin nolurr hadi kanalı değiştirelim" der.

İlla süzük salak, mal, idiot mu olmak lazım? Nedir yani derdiniz ben anlamadım? Bence biz kızlar ne istediğimizi biliyoruz ama siz bilmiyorsunuz.

Tamam sövesim gelmişti, rahatladım. Dağılabiliriz.

https://twitter.com/lazanyam - http://www.formspring.me/lazanya

19 Mart 2012 Pazartesi

Hayatımın bir anası olsaydı, onu da bu çocuk sikerdi.

3-4 yıl oldu çıkaramadım hayatımdan, blogu da onun için açtım. Onun için ağladım. Yeri geldi onunla güldüm ama hep canımı acıttı. Hepimizin yok mudur hayatında, ağzına sıçan ama it gibi sevdiği biri? Yoktur belki de. Ama bende var. Canımı acıttı. Gelecek beklemedim ondan. Evlilik aklımın ucundan geçmedi. Sevgili olmayı hiç düşünemedim. Zaten yeterince karışık ve anı anını tutmayan biraz da güvenilmez. Sevdim işte. Aşık olmadım ama. Kapıldım.

Senelerce küs kaldık, yine geldi. Ve biz yine sevgili olmadık. Sarıldık, ağladık, vurduk, kırdık, öptük. Hiç kopamadık. Onun hayatında başkaları oldu, benim hayatıma başkalarını soktu. Kendimden ödün verdim, demek ki çokta oturmamış kişiliğimi onun için yerle bir ettim. O ne mi yaptı? Her seferinde gönlümü aldı. Sonra yine gitti. Bense o saçma düşünceden hala kurtulamadım. " doğru adam " Öyle bir adam yok sanırım. Ya da ben yanlışım baştan aşağı. Anlamadım.

Sırf ondan kurtulmak için, kendimi birine bağlamaya alıştırmaya çalıştım o da olmadı. Yetmezmiş gibi, gidip onunla içti sohbet etti, arasını yaptı ama benden konu bile açmadı. Üzerine bana whatsapp'tan yazdı. " aşık oldum lan ".

Kalbimin o an atışını anlatamam size. Yeni yeni idrak ediyorum. Yine canım acıyor, yazarken bi kaç damla gözyaşım düşüyor. Ama olsun bu da geçecek. Hem onunla olamayacaksam, o neden başkası ile olmasın ki? Ben ne istiyorum hala bilmiyorum. Kavga ettik az önce, yine canımı acıtacak cümleler kurdu. O'nun için son kez ağladım. Konuyu da kapattım. Zaten Pera'nın annesi dün fal baktığında söylemişti, son bir gözyaşın kalmış diye. Haklıymış. Bitti diyordum ama bugün bitti.

Yazıya başlarken böyle biteceğini planlamamıştım ama demek böyle olması gerekiyormuş. Bende isterdim daha güzel şeyler yazmak. Ama kaderimden öteye gidemiyorum. İşin garibi öyle büyük, imrenilecek bir aşk yaşayacağıma inanıyorum ki, bazen kendim bile buna şaşırıyorum.

takip için, https://twitter.com/lazanyam

22 Şubat 2012 Çarşamba

İstifa Noktasına Gelen Kızın Dramı - part I

İşimi kusursuz yapmaya çalışıyorum. Sonuçta eğitimini aldım ve bu yönde çalışıyorum. Neden başkaları, bunu şöyle yapsana, bak şöyle yapmalısın diye düzeltmeye çalışırlar? Benim iki elim var ve ben onların işlerine karışmıyorum. Her dakika yüzümün şekli değişiyor, anları anlarını tutmuyor. Angry birdsten farkım kalmadı amk.

Gerizekalı sarı sürtük, sen misin benim patronum? Sana yardım etmek benim görevim bile değilken, 5 işten 1inde aksaklık çıkınca neden düzeltiyorsun beni? Sen yanlış yapıp benim zamanımı aldığında ben sesimi çıkarıyor muyum? Ayrıca neden çıkarayım ki, bunu hep yapmıyorsun sonuçta, arada olur öyle insanlık hali diye düşünebiliyorum ama sen bunu neden beceremiyorsun ve günümün psikolojimin içine sıçıyorsun. Enerjimi emiyorsun!

Hele sen odun patron, çubuk yutmuş gibi yürüyüp yavaş hareket ederken cool olduğunu mu sanıyorsun? Söyleyeceklerini söyleyip, daha konuşma bitti mi anlamadan neden telefonu kapatıyorsun? Üç kuruş veriyorsun diye mi bu hakkı kendinde görüyorsun?

Ve sana gelelim tek kaş, sana yüz vermedim diye mi bütün bu tavırların? Eee o zaman neler yapıyorum izle. Fazla muhabbet, tez ayrılık getirirmiş derler ya doğruymuş. Bu ofiste de bu senin için geçerli.

Beni çıldırttınız lan bugün. Daha regl bile olmadan size dayanamıyorsam, bir hafta sonra ne bok yiyeceğim. Onca işin arasında internete girdim ve iş başvuruları yaptım. İyi bir yer ile görüştüm bugün ya da yarın gideceğim. Bakalım olumlu geçerse, sizi göt gibi bırakmayı planlıyorum. Allah'tan hayırlısı. İşsiz kalmak dert, işe girmek dert. Ne bok yicem bilmiyorum. Aldırmamam lazım ama ben aslan burcuyum bazı şeyler gururuma dokunuyor. Takdir edilmeyi beklerken, şuursuz yetkisiz insanlar tarafından uyarılıyorum. Mutlu ve huzurlu olacağım bir iş yeri istiyorum çok mu?!

20 Şubat 2012 Pazartesi

Eskiden kızlar anneleri gibi yemek yapardı, şimdi babaları gibi içiyorlar.

Neler oluyor emin değilim. Aslında kendimi bütün olarak ele aldığımda çok iyiyim. Parçalara bölüp, inceleyelim dersek biterim. Ele alınacak bir şey kalmaz. İyi kötü bir iş buldum ve daha bir ayımı doldurmadan daraldım bile. Aslan burcu olduğum için böyleyim sanırım, kariyer ister ama üşenir. Gezmeyi, lüksü pek sever ama tembeldir. Vay anasına işte o benim.

Bütün hafta, cumartesi günü gelsin diye çalışıyorum. Cumartesi öğlen işten çıkıp ya eve geçiyorum, ya da arkadaşlarımla bişiler yapıyorum. Akşam eve geçip bir güzel hazırlanıyor ve her zaman gittiğimiz yere geçiyoruz. Yabancı müzik çalan, itiş tepiş bir yer. Tabiri caizse, it gibi içiyorum. Kusuyorum bazen. Masaların, koltukların üzerine kadar çıkıp dans ediyoruz. Yorulmak bilmiyorum. Çabuk sarhoş olmak için, aç karna gidiyorum. Yoksa orayı, müziği ve insanları çekemiyorum.

Aklıma gelmeden yapamıyorum, haftada sadece bir gün bu kadar içmem acaba beni alkolik yapar mı? Ben alkolik mi oldum?

16 Şubat 2012 Perşembe

Seviyorsan kal. Yarın ölebilme ihtimalim var.

Yarın; sesimi duyamacağın kadar uzak olabilirim mesela.


Dokunamayağın, göremeyeceğin, soramayacağın, kızamayacağın, kırılamayacağın, inanamayacağın..

Bir kez daha benimle gülemeceğin,

Gözlerini kaçıramayacağın..

Tüm cümleleri söyleyip isteyip de susamayacağın..

Aynı sokaktan geçemeceğimiz, aynı şarkıyı dinleyemeyeceğimiz, kavga bile edemeceğimiz,

Kal diyemeyeceğin,

Ayrılamayacağın, hatta gidemeyeceğin kadar yok olabilirim.



Seviyorsan kal. Yarın ölebilme ihtimalim var.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Ofisten dedikodular

Merhabalar. Uzun zamandır yazamıyorum ve sizin yazdıklarınızı okuyamıyorum. Twitterdan yazdığınız kadarı ile neler olup bittiğini anlamaya çalışıyorum.

Benim hayatım iş, gezmek ve ev olarak devam ediyor. İş yerinde 3. haftam bitti. Bu 3 hafta içinde en az 5 kez istifa etmeyi düşündüm. Ertesi sabah ise, bu fikrimden vazgeçtim. Bana soğuk davranan patron, düzeldi. Diğer yaşl gıcık olan ise, sinirimi bozmaya devam ediyor. Dengesiz sarışın var bir de, o ise hala dengesiz. Sinirimi bozduğu günün, ertesi sabahı ona günaydın demiyorum ve o gün içinde benimle muhabbet etmeye çalışıyor. Totosu havada. Ama karşısındaki, lazanya.

Bu hafta çok zor geçti. 2 haftadır hastayım. Bu da yetmezmiş gibi, Ankara'da yolların kapanmasına sebep olan kar beni daha da sinir etti. Yolların kapandığı haberini 15:00da alan patronlar, bizi 17:55te çıkarttılar. Normalde zaten çıkma saatimiz 18:00. Hadi erken çıkıyoruz demesinler mi! Neyse ben yine 18:00da çıktım. Yoldan ne otobüs ne dolmuş ne de taksi geçiyor. Bütün seferler iptal edilmiş. Bi 10dk bekledikten sonra ertesi gün istifa etme kararı alarak tam 1 saat 15dk o karda yürüdüm. Ağlayarak tabi... Zaten hastayım bir de soğukta o kadar yürüyünce aklımı kaçırdım resmen. Neyse ki, bir arkadaşımın oturduğu semte yaklaştım. Allahtan aklıma geldi. Aradım ve onlara sığınıp, sığınamayacağımı sordum. Kabul ettiler sağolsunlar :) Orada biraz ısındıktan sonra arkadaşım beni almaya geldi. O ne gündü dedim. Ve sabaha istifa etmekten vazgeçtim.

Bu iş bana iyi geldi çünkü. 3 kilo verdim, psikolojim düzeldi. Para kazandım. Daha ne olsun değil mi?

Ofisteki 2-3 kişiye bakmazsak, diğerleri çok dengeli ve iyi insanlar maşallah.

not: bu yazıyı cumartesi yazmıştım ama yayınlayamadım. bu da böyle bir şey işte :)
öptüm sizi! :*

4 Şubat 2012 Cumartesi

İş yerinde yazılan, ilk posttan selamlar.

Cumartesi 07:00de uyanmak ve 08:15 mesai saati olan işe, 08:32de gelip imza tutanağı imzalamak nasıl bir duygudur bilir misiniz? - haa unutmadan, bi de bugün yarım gün. 15:00e kadar buradaym amk - öhümmm!

Bu psikoloji ile yazmaya devam ediyorum. Ofiste ilk haftamı bitirdim. Güzel geçiyor fakat işe başladığımın 5.günü mesai saatimi yarım saat arttırdılar. Yüz yüze görüşmeden hemde. Herkese dağıtılan kurallar kağıdı ile bunu bildirdiler. İş görüşmesinde ben size öyle mi yaptım lan? Bende hiç sorgusuz, yine 08:30da geliyorum. Sorarlarsa söylerim, biz bu şekilde anlaşmadık. O zaman bende ay sonunda farklı maaş isteyeyim, nasıl olur?

Ulan var ya, çalışmak bi dert çalışmamak bi dert. En güzeli ya koca parası, ya baba parası :p hahah İt gibi çalışıp aldığım para zaten çok komik. Çekilecek çile mi bilmiyorum ama bugün gizlice başka bir yere iş görüşmesine gideceğim. Bakalım belki oranın şartları daha iyidir. Gidip görüşmem lazım. Bir ay deneme sürecinde kararımı vermem gerek. Burası soğuk. Ankara'nın en soğuk semtlerinden birisi. Daha iki gün önce hasta oldum, hala kendime gelemedim. Aslında yine dır dır yapmak için gelmiş gibi olmayayım. Güzel şeylerde var. Ofiste yemekler harika, insanlar iyi, huzurlu, çoğu genç. Benim özel hayatım, karışık. Bu sefer cidden karışık hemde. Ne yaptığımı çok iyi biliyorum emin adımlar atıyorum ama sonuç pek planladığım gibi olmuyor :) Kötü de, olmuyor ama şaşırtıyor. Fazla derine inmeden anlatma kararı almıştım kendimce. Zor tutuyorum kendimi. Gitmezsem, yazarım. Bu nedenle, gitmeliyim.

Öptüm sizi.
Twitterdan takipte kalın. - lazanyam

-Aaa unutuyordum bi de bişey olursa, mail atın. lazanyaa@hotmail.com.tr

27 Ocak 2012 Cuma

Çocukluğumuzdan selam getirdim.

ÇOCUKLUĞUMUZDA....

 Bizim çocukluğumda Annelerimiz çalışmazdı.
 Okuldan eve geldiğimde boynumdaki anahtarla kapıyı hiç açmadım.
 Hatta Babamın bile anahtarı yoktu. Annem evimizin bir parçası gibiydi, hep evdeydi.
 Her yere birlikte giderdik, zaten öyle çok da gidilecek bir yer yoktu ki.....

 En büyük eğlencemiz sokaklarda oynamaktı.
 Sokakta oynamak diye bir kavram vardı yani.
 Cafelerde, alış veriş merkezlerinde buluşmazdık.
 Okula arkadaşlarımızla gider, birlikte çıkar, oynaya, zıplaya yürüyerek gelirdik.
 Servis falan yoktu. Ayakkabılarımız eskirdi.
 Hatta öyle olurdu ki; çantalarımızı kaldırımlara koyar oyuna bile dalardık.
 Annelerimiz bu durumu bildiklerinden kardeşlerimizle bizlere ekmek arası bir şeyler hazırlar gönderirdi.
 Mahallemizdeki teyzeler Annemiz gibiydi. Susayınca girer evlerine su içerdik.
 Ya da pencereden bize bir sürahi bir bardak uzatırlar, hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik.
 Kısacası evine gidip gelen ...ki ; sadece çişi gelen giderdi evine)
 elinde mutlaka yiyecekle dönerdi.
 Anneleri o arada çocuğuna verdiği şeyden bizlere de gönderirdi.
 Bu bazen bir kurabiye, bazen bir meyve olurdu.
 Cebimizde harçlığımız olduğunda düşmesin diye çıkarır çantamızın
 üstüne koyar oyun bitince geri alırdık.
 Çok garip ama kimse almazdı. Sokaklarımız evimiz kadar güvenli idi.
 Düşünce kaldırırlar, kavga edince barıştırırlardı bizi....
 Polisler gelmezdi kavgalarımıza, zabıtlar tutulmazdı.
 Sonra kavgalarımız da öyle ustura, falçata ile olmaz, onlar nedir  bilmezdik bile,
 asla kanla falan da bitmezdi, en fazla saçlarımızdan çeker,
 hayvan adları sayar, tekme atar, yine oyuna dalardık.
 Birbirimizin suyundan içer, elmasına diş atardık.
 Misket oynamaktan parmaklarımız kanar yine de mikrop kapmazdık.
 Azar işitip, acillere taşınmazdık.
 Düşerdik ekmek çiğner basarlardı alnımıza, oyuna devam ederdik.
 Röntgenlere, ultrasonlara girmezdik.
 Ben bizim çocukluğumuzu çok özledim.
 Sokaklarımız ruhsuzlaştı sanki.
 Komşumu tanımıyorum
 ama evinin camında, temizliğe gelen kadını haftada bir görür kolay gelsin der konuşurum.
 Onun dışında orada kim oturur hiç bilmem.
 Evimizi kendimiz temizlerdik, kapı silmece ;
 bilmem kaç kuruş hepimizin elinde bezler güle oynaya bitirirdik işleri.
 Evlerimiz var, içinde yaşayan yok.
 Parklarımız var, içinde oynayan çocuk yok.
 Ama her yıl sökülüp yenilenen kaldırımlar, lüks binalar, ışıl ışıl
 vitrinler, girip çıkan yapay insanlar...
 Ruh yok, buz gibi buz, bu biz değiliz..

 Tahta iskemlelerimizde oturan yaşlılarımız,
 onlara dede, nene diye hatırını soran çocuklarımız yok oldu.
 Ben kapılarında ' vale ' lerin, ' bady ' lerin beklediği yerlerden hep korkmuş çekinmişimdir.
 Kapısını çarparak örtüyor diye çocuğuna kızıp,
 taksidini bitiremediği arabanın anahtarını,
 hiç tanımadığı birine vermek ters gelir bana.
 Benim değildir bu kültür.  
 Ne ruhuma, ne kültürüme ne de cüzdanıma hitap eder. Nedir bunlar?  
 Reklamlarla desteklenen beyni, ruhu ele geçirilmiş insanlar olduk.
 Birbirimize yabancı, yalnızlıklarımızla yaşar olduk.
 İyi de neden böyle olduk ?  
 Biz mi istemiştik? Yoksa birileri mi böyle istedi...... .

 'Her toplum hakettiği gibi yönetilir'' derler ya, hakettiği gibi de yaşar diyelim mi ?
 
 Kim yazmış bilmiyorum. Taa uzaklardan bir selam gibi geldi bana.
 Üzerimde kalmasın, o yüzden "sana" gönderiyorum. Umarım seninde üzerinde kalmaz bu selam;
 sen de başkalarına gönderirsin.

24 Ocak 2012 Salı

Bunu bilmelisiniz diye düşündüm

Az çok nasıl kabus bir yılı geride bıraktığımı biliyorsunuz. Zaten bir çoğunuzda bana katlanmakla kalmayıp, destek oldunuz. Canınızı yerim lan :)

Yarın ilk iş günüm millet. Şans dileyin bana :) Şeytanın bacağını kırdım sonunda.

İçimde de bi kıpırtı var aman aman maşallah şimdilik anlatmıyorum sonraya kalsın.

2012 benim yılım. Öptüm sizi.