İzleyiciler

5 Kasım 2012 Pazartesi

Sevgili Psikiyatrim

Aylar sonra seni yeniden ziyaret edebildim. Onca zaman neden gelemediğimi de söyleyeyim, param yoktu. İşsizdim. Bunalımdaydım sana çok ihtiyacım vardı ama her şey para ile... Kahretsin!

İşim var, maaşım var. Ama psikolojimden mi artık neyimden, o kadar uzun süre işsiz kalmışım ki şuan bile işsiz kalırsam korkusu yaşıyorum. Allah düşmanıma yaşatmasın.

Seni çok özledim psikiyatrim, seninle tanıştığım gün nasılda ağlamıştım o bomboş masanın önünde hatırlıyor musun? Sonra bana bakan şaşkın gözlerini görünce gülmeye başlamıştım. Ve masanın üzerinde duran peçetelere kimlerin ihtiyacı olduğunu çok iyi anlamıştım. Sana anlattığım şeyleri anladığına o kadar eminim ki, o parayı verip huzur buluyorum hep :)

Verdiğin antidepresan işe yarıyor sanki psikiyatrim. Son 3 gündür öyle bir şeye üzüldüğümü hatırlamıyorum. Yada etrafımdakilerin bir şeylerine takmadım. Beni üzecek bir şey olacaksa bile, bunun aşamalarını anlamayacağım sanırım. Hemen olacak! Oldu bitti, geçti diyeceğim.

Bu ilaç sayesinde, kadersiz ve şanssız olduğumu düşünmekten vazgeçecekmişim gibi geliyor. Umarım öyle olur. Kim ölümüne mutlu ki? Kim her şeye sahip ki? Her şeye sahip olan, yakınında olan birinin elindekileri - hayatındakileri istiyordur... (ayy inşallah hep böyle düşünmeye devam ederim)

Son 5-6 ay içinde hayatımdan 2 eski arkadaşımı çıkardım. Bunu da sana anlattım ya sevgili psikiyatrim, çok iyi geldin bana. Keşke hep param olsa da, her hafta her ay düzenli gelsem sana. En derinlere, babamın bende açtığı yaralara, onun yüzünden ilişkilerimi nasıl boktan yaşadığıma kadar insek, millete kızıp kızıp yemek yemem hakkında saatlerce konuşsak.

Sevgili Psikiyatrim, dediğin kitabını bugün ya da yarın alacağım.
Para ile gelsem de sana, beni hiç bırakma olur mu?


3 Eylül 2012 Pazartesi

Numarasını sildim

Her şeyi açıklıyor aslında bu söz: Bir gün hayatına birisi girecek ve o gün, daha öncekilerle neden işlerin yürümediğini anlayacaksın.

Unutalım gitsin şu Murat hikayesini. Balık baştan kokar. Sevgilisi olan bir adamdan hayır bekleyemem. Tamam iyi hoş yakışıklı biri fakat sevgilisini aldatmış sayılıyor. Sadakat mühim bir şeydir. Özellikle benim için... Bunu bile bile lades diyemem. Numarasını sildim. Dilerim bir daha karşılaşmayız. 

Hak ettiğim kişinin o olduğuna inanmıyorum. O kadar zaman kalbimi güzel tuttum. Geldim 25 yaşına. İşimi sevdim, aileme iyi bir evlat oldum, arkadaşlarımın kötü gününde yanındaydım, bu zamana kadar dobra ve dürüst biri oldum. Yeri geldi sadık bir sevgili oldum. 

Falcı, hayatına m-t harfleri olacak biri girecek demişti. Ama Ekim ayı sonunda demişti :) La la la demek ki bu o değil. O ya da bir başkası kim olursa olsun bu hayırlı biri olsun. Sadakati bilen, karakterli biri olsun. 

Allah sevdiklerinizi size bağışlasın.



Ve Murat hikayesinden beklenmeyen gelişmeler

http://lazanyaaa.blogspot.com/2012/06/arkadan-ittiriyorlar.html

Haziran ayında bu yazıyı yazıp Murat'ı anlatmıştım sizlere... Yazıyı okuyup buna öyle geçerseniz konuya hakim olabilirsiniz.

Cumartesi gecesi onu gördüğüm mekana gitmiştim arkadaşlarımla. İçeri girdikten 15 dk sonra bir baktım ki, önümden Murat geçiyor. Seslendim selam verdim. Aman Allah'ım yine her zamanki gibi yakışıklı. Hemen yanıma geldi. Arkadaşlarımla tanıştırdım. Bir arkadaşına bakmaya gelmiş, arkadaşları aynı yerde başka tarafta duruyormuş. Onların yanına gitmedi. Hep benimle kaldı.

"Arkadaşların yanında durmamdan rahatsız oluyorlar mı?" dedi. "Hayır kalabilirsin." dedim. Ve hiç gitmedi. Geçen sefer bu kadar sakin değildin, arkadaşınla dans ettin epey, dedim. Sen bana mı baktın hep, dedi. Evet dedim :) Gülümsedik. Hayatımda görüp, etkilendiğim böyle biri olmadı asla. Tutmadım kendimi o yüzden.

Bütün gece beraber vakit geçirdik. Ben, evet sana baktım diyince sımsıkı sarıldı bana. Kokun çok güzel dedi, o an. Parfümümü sordu, söyledim. "Sen bana ne yaptın böyle" dedi. Kalbim yerinden çıkacak gibi attı.

Artık orada mıyım değil miyim diye bakma, telefon numaranı verirsen bana haberleşelim dedi. Telefonunu çıkarttı. Listenin başında çıkan isim, "sevgilim". Ve Lazanya, yine bir hüsran yaşadı. Bu sefer aldırmadım. Sustum, trip bile atmadım ilk defa. İsmi gördüğümü, gördü. Görmüş olmalı yani...

Sabah kahvaltıya götürdü arkadaşımla beni.

Yanında o kadar rahatım ki. Sohbet edebiliyoruz, gülebiliyoruz, sanki birbirimizi yıllardır tanıyoruz... Pazar gününden beri haberleşmedik. Ondan haber gelene kadarda, kendimi tutacağım ve bir şey yapmayacağım.

Bakalım neler olacak :(

28 Ağustos 2012 Salı

Yalnız geçen bir tatil ve doğum günü

Tatil kötü geçti. Arkadaşlarımın ki ise güzel. Kafana göre arkadaş bulup tatile gitmek zormuş. Kötü bir deneyim oldu. Ailem olmadan ilk tatilime sevgilim ile gitmiştim. O bile daha güzeldi. Keşke annemle tura falan katılsaydım da...

Ofise gelmek için can attım resmen. Evime, işime dönmek istedim. Doğum günü sabahımda tek başıma kahvaltı ettim. Çoğu gece oda da yalnız uyudum, birilerini bulmak için gram uğraşmadım, en azından vicdanım rahat döndüm. Geçiyor neyse ki... Bir bir yazmak isterdim ama geçmişime günlüğüme baktığımda hatırlamak istemiyorum bunları.

Sanırım 2012 yılının bana en büyük armağanı, işim oldu. Allah bozmasın. Güzel kalpli herkesin işleri tıkırında gitsin.

Hafta geçti aradan ama hala silkelenemedim. Geçecek elbet unutacağım.


Arada duygusal boşluğa düşsem de, toparlanıyorum hemen. Gerçek hayata tutunuyorum. Başıma gelenleri ölçüp tartıyorum ve daha da çekilmez hale geliyorum.

Ama genel olarak mutluyum. 25 yaşına girdim. Bana şans ve mutluluk getireceğine inanıyorum. Şefkat ve ilgi tribine girmeden bu yazıyı burada tamamlıyorum.

Umarım sizin tatiliniz güzel geçmiştir - geçer...

1 Ağustos 2012 Çarşamba

eternal sunshine of spotless mind - sil baştan


Seneler önce izlemiştim "eternal sunshine of spotless mind - sil baştan". Bir arkadaşımın tavsiyesi ile dün yeniden izledim. Unutmuşum. Üzerinden, zaman ve başka filmler geçmiş. Büyümüşüm...

Daha farklı bir bakış açısı ile izledim filmi. Çoğu yerde aklım ve duygularım karıştı. Böyle bir "olay silme" işlemi ister miydim emin olamadım. Cevap veremedim kendime. Aslında öyle unutamadığım, derin yaralar açan olaylarım olmadı.

Ve elime bu şekilde, "... sizi hafızasından sildirdi" yazılı bir kağıt gelse aklımı kaçırabilirim. Siz acı çekin, o sildirsin oh kebap. Yok öyle, bende sildiririm valla :))

Eğer "geçmişe gitme" imkanı olsaydı, bunu değerlendirirdim ama :) Yaptığım hataları yapmazdım o zaman. Filmi izlemediyseniz kesinlikle izleyin. İzleyenler ise kendi yorumlarını aktarabilirler. Günlerce tartışabilirim :)

Filmde ilk sahnelerde kız, "sevgililer günümü kutlarsan bu çok hoşuma gider" dedi. Öyle çok güldüm ki o an. Adam bunu doğal karşıladı güldü falan. Keşke herkes net olsa, "acaba ne düşünür?" korkusu olmadan böyle pat pat söylesek :) Tamam tamam yine çok şey istemeye başladım. Susup, iz bırakan fotoğrafları sizinle paylaşıyorum.

31 Temmuz 2012 Salı

birine çok inanırsan gider

Dur bi bunu aç önce: http://fizy.com/#s/3wklw2

Asla çok sevme. Boynunun kokusunu alma. Bilme teninin kokusunu. O gidince, unutamazsın. Yaranın kabuğu soyulur, her kokusu burnuna geldiğinde. Alışamazsın.

Asla onsuz olamayacakmışsın gibi hissettirme. Korkar gider o zaman. Korkması için, bahane verme eline. Sen gitsen de, dünyalar benim de. Alışsın sevilmemeye.

Şımarma sakın seni sevdi diye. Göt gibi bırakıp gidebilir durduk yere. Bok atar üzerine. Bir de haklı çıkar, tüm bunlar yetmezmiş gibi.

Seni kıskanmıyorsa, kıskandırmaya çalışma onu. Belli ki biraz geniş, belli ki biraz rahat takılıyor. Bunaltma.

Gidecek gibiyse sakın ağlama. Elini kolunu tutma, gitsin. Sevilmediği fakat sevdiği birine gitsin. Sana çektirdiği acıları, bir başkası ona çektirsin. Yastığı gözyaşları ile ıslansın. Diğer yüzünü çevirip oraya ağlasın. Anlasın. Hatırlasın geçmişini ve sana geçirdiklerini. Ve bunun karşısında ödediği bedeli.

Asla çok güvenme. Onun lafları ile hayal kurma. Asla diyorum bak asla. Öyle bir anda gider ki, ne olduğunu anlayamazsın. Ağlayamazsın bile. Yazamazsın. "Çok güzel gidiyor, rüya gibi" dediğin kişilere, onun gittiğini söyleyemezsin bile. Susarsın sadece. Sanki bütün o süslü cümleleri kurmamış gibi, ardına bakmadan gider işte. Şaşırma, en iyi yaptığı şeyi yapıyor şuan. Gidiyor.

Gelmek istese bile, o güzel yüreğini onarmaya gücü asla olmayacak. Olsaydı gitmezdi işte, gitmezdi durduk yere.

Suçluluk duymuyorsan, vicdanın da rahatsa ağlama sakın ardından. Alkol alma, sigaralarını arttırma. Yokluğu ile sevişme. O yoksa ona ait hiçbir şeyi yüreğine koyma. Bitti kelimesini çıkarma aklından. Al cebine, götür gittiğin her yere. Gün gelecek o çok imrendiğin ilişki yanı başında bitecek. Şaşıracaksın. Belki doğum günü hediyen olacak, belki de rüyadan uyanmak için "ısır beni, çimdik at" diyeceksin. Az kaldı sabret sadece.

Ve en önemlisi kimsenin seni üzmesine izin verme, vermediğin gibi de kimseyi üzme.
Doğru kişi karşına çıkmadan kendini tüketme ve kimseyi sevme.




24 Temmuz 2012 Salı

Üç kızın macerasına az kaldı, geri sayım başlasın.


Sene 2009du. En son eski sevgilimle tatile gitmiştim. Başlar güzeldi, sona doğru boka sarma deyimini kullanabileceğimiz zamanlar olmaya başlamıştı. Tatilde, yolculukta bi de bir yerde tanırsın derler ya. Doğruymuş canlar. Tanıyorsun, o çok değer verdiğini. Tatil sonunda, ciddi giden bu ilişkiyi devam ettiremeyeceğimi anlayıp ayrılmıştım.

Yine aynı yere, bu kez üç kız arkadaş gidiyoruz. Biri her zaman duyduğunuz Nana. Hani şu, ayakkabılarını poşete koyup getiren :) Diğeri de onun iş yerinden arkadaşı Zeze. Taktığım isme bak ya! Neyse konuya odaklandım ya, bununla ilgilenemeyeceğim şimdi. Bir ara girip değiştiririm :)



Umarım tatil güzel geçer, arkadaşlarımla küs dönmek istemem. Benim ya da onların bir başkası tarafında da moralinin bozulmasını istemem. Bu nedenle telefonları uçak moduna alıp, sadece fotoğraf makinesi işlevi görmesini önereceğim. Tabi benim iş ile alakalı mail trafiğim olabilir her an!

Doğum günümde tatile denk geliyor :) Beklenti içine girmiyorum çünkü ne zaman o şeyin içine girsem, omuzlarım öne düşmüş şekilde çıkıyorum. Bu nedenle kendimi güneşe, kumsala, denize ve havuza bırakacağım. Kulaklığımdan hep şarkının sesi gelecek: http://fizy.com/#s/16qck3 İlk defa dinlenmiş olarak, bir mevsime giriş yapacağım. Ve huzurlu, yeni işime daha zinde gireceğim. Dayanamadım, yazımı yazarken bile açtım huzur şarkımı.

Gel gelelim süper haberim vardı ama yine erteledim. Tatile gitmeden yazabilitem yüksek. :)







Bi de umarım bu hale gelmeyiz tatilde ahahahhaa yıkıldım bu fotoğrafı görünce. afsdafsdafsds bunlar nasıl bu hale geldiler ya


7 Temmuz 2012 Cumartesi

Sikkoları yazar rahatlardım

Kendime bile sorar oldum bunu artık. Nerelerdeyim?

O kadar çok yazmak istediğim şey var ki, karman çorman bir yazı çıkacak ortaya diye korkuyorum.
Artık rahat yazamıyorum. Okuyan herkes üzerine alınacak diye, huzursuz oluyorum. Bu da parmaklarımı klavyeden uzaklaştırıyor. Oysa eskiden ne güzeldi, gelip blogta sikko giden her şeyi paylaşır, rahatlardım.

Kısaca neden yokum kısmından bahsedeyim, işe gidiyorum sabah. Enerjim üst seviyede oluyor, neşeli kıpır kıpır. Sonra ters bir şey oluyor ve yerle bir oluyorum. Dokunsanız ağlarım o derece. Zaten çabuk kırılan bir yapım var :/ Bu da benim için kötü oluyor. Demoralize oluyorum. Keşke umursamaz olsaydım fakat o zaman işime bu kadar özen gösterebilir miydim bilmiyorum. Hiç değilse, kırılıp gücenmezdim bu kadar...
Tam o gün kötü çıkıyorum işten diyelim, ertesi sabah her şey süper oluyor. Eksilerde gezen enerjim birden tavan yapıyor. Mutlu olur olmaz arkadaşlarımla plan yapıyorum ve günün yorgunluğunu unutup onlarla görüşüyorum. Size 1-2 yazı önce anlattığım Nana ile barıştık. Şuan için maşallah diyelim ve dostluğumuza kaldığımız yerden devam edelim... Şu yaştan sonra arkadaş kazığı yiyip onu sindirecek dermanım yok.

Tatlişko iş arkadaşımda istifa etti geçen hafta, hayırlısı olur umarım onun için. Güzel yerlere gelir, bende ona hayırlı olsuna gidip çiçek alırım :) Eğleniyorduk iyi anlaşıyorduk ama iş hayatı işte. Büyüdükçe anlıyor insan bunu...

Sağlığıma gelince, tosun gibiyim maşallah. Yediklerime dikkat etmekle beraber, sadece sıkılaşıyorum sanırım erimişliğim yok henüz. Aşk hayatından hiç bahsetmesem daha iyi, keyfiniz kaçmasın. Sanırım artık sevgili olaylarını geçtim ben. İşimi düzgün yapıp, sonunu evlilik olarak görebileceğim bir ilişki istiyorum. Bu nedenle cacık benim işler... Ya da şuan resmiyette biri yok diye böyle konuşuyorumdur. Gerçi, değmeyecek biri için kendimi üzmek, fedakarlık yapmak istemiyorum. Başkası uğraşsın benim için, ben iyi bir sevgiliyim. Lanet şekilde anaç ruhluyum ama iyiyim lan ben. O beni bulsun, o bana söylesin, ilk o beni sevsin, gitmesin, kanıtlasın yani. Çünkü hayatımda artık buna gücüm yok. Bir şeyler hazır olsun. Kurulu gelsin.

Çok bezmiş bezmiş konuştum değil mi? Gitme vakti...


Bak gün içinde, genelde buradayım ben: https://twitter.com/lazanyam


28 Haziran 2012 Perşembe

Ne istediğimi bilmeyi isterdim




Tutarlı ve istikrarlı olduğumu söylüyorum son 5-6 aydır fakat bundan eser göremiyorum. 
Belki de daha uzun zamandır...

İşe odaklandığım zaman gözüm bir şey göremiyor. İsteklerimi sayfalarca sıralayan ben, hayatımı kısıtlamaya başlıyorum. İçmeli sıçmalı programların eğlenceli elemanı olan ben, artık 01:00 civarı esnemeye ve "eve gidelim yeaa" diye huysuzlanmaya başlıyorum. Eve gidince de, öyle uykum falan açılmıyor. Devrilip yatıyorum. Bu nedenle programlarımı, bahçeli huzurlu yerlerden yapıyorum. Havuza falan gidiyoruz. Bronzlaşmak için yoğun çaba sarf ediyorum. Havuz + solaryum şeklinde... Fakat 2009dan beri güneş görmeyen süt mısır tenim, direniyor yanmamak için. Canım sıkılıyor haliyle... Yapacaklar sınırlı.


Bazen diyorum. Lan neden benim sevgilim yok?! Olsaydı iş çıkışı gitseydik, sakin bir yere. Ben ona ofis dedikodusu yapsaydım, o bana. Sonra arkadaşlarımız gelirdi, bira içmeye giderdik. Paramız yoksa da büfeden içecek bir şeyler alıp giderdik parka bahçeye... Hey yavrum hey. Ne güzel olurdu lan. 


Ama yok işte olmuyor. Artık kalbim atmıyor. Tam atacak oluyor. Durduruyorum kendimi. Yapma diyorum! Bu da "üzebilir seni". Sanırım yüreğim yorgun ve kırgın. Güvenimi o kadar kaybettim ki, üzülmekten ve hayal kırıklığına uğramaktan bıktım ki psikolojik yardım almayı düşünüyorum. Bu negatif düşüncelerimi de etrafa yayıyorum demek ki, yalnızım hacı.

Sonra vazgeçiyorum. Ne güzel ofisten çıkıp, 45dk eve kadar yürüyorum. İstersem bir arkadaşımla buluşup, bir şeyler içip eve gidiyorum. Sevgilim olsa ona vakit ayırabilir miyim, sıkılır mıyım bilmiyorum :/ Çok kararsızım. Ama istiyorum da bir yandan. Böyle işte.

Geldi yaz ayları, gevşedi gönül yayları.

https://twitter.com/lazanyam

http://www.formspring.me/lazanya

20 Haziran 2012 Çarşamba

EN SAĞLAM KAZIKLAR, EN YAKINLARDAN GELİR


Tumblr_m50wncdaay1rr7hzwo1_500_large

Mayıs ve Haziran ayının cenabet olduğunu söylemek istiyorum. Ama söyleyemem üç aylardayız. Valla ağzım yüzüm yamulur.

Bu iki ay içinde, işe girmem dışında tek bir olumlu gelişme olmadı. Aksine berbat, ürkünç, sinir bozan ne varsa gelip beni buldu. Rejim hikayemden bahsetmiyorum bile, bayram tatilinde dana gibi gezinirim ortalarda. Neyse anlatmaya başlasam iyi olacak.

Çok yakın bir kız arkadaşım şuan alışkın olmadığım ve kendimce onay vermediğim bir ilişki yaşıyor. İkisiyle de şahsi problemim yok. Kendi hayatları, özgür kararları. Fakat ben yine lanet olası anaç yapımla yaklaşıp, "ailen bu ilişkiye onay vermezse ileride üzülebilirsin" diyerek konuya girdim. Tabi şuan gözü aşktan kapanmış olan arkadaşım benden soğudu. 1-2 hafta görüşmedik. Yoğunluğumuzu öne sürdük ikimizde... Sonra bana cumartesi gecesi bir mesaj geldi. "Ben sizde kalacağım diye izin aldım evden ama o'nda kalacağım. Annem ararsa beni idare eder misin, haberleşelim." tarzında bir şeydi. Sessiz kalmayı tercih ettim çünkü benimle görüşmek yerine, sevgilisinde kalmayı tercih etmişti. Hemde ailesine benimle olacağını söyleyerek.

Aradan bir hafta geçti ve gece dışarı çıkacağımızı öğrenip, bende geleceğim dedi. Güzel hızlı bir adımdı, soğukluk gidebilirdi. Ama öyle olmadı.

Yanımıza geldi, elinde poşet. Poşetin içinde topuklu ayakkabıları. Eve söylemeden yapılan planlarda genelde böyle olur. Tamamdı her şey. Daha sonra köpeğe yemek vermeye gittik. Orada da samimi bir konuşma ortamı olmadı. Bizimle bir şey paylaşmadı. Neler yapıyorsun dediğimizde sadece "iş,güç" dedi. Konuşma sırasında telefonuna uzun bir mesaj geldi, yüzü düştü. Gördüm ama üstelemek istemedim. Tahmin ettim sevgilisinden geldiğini. Zaman konuşmadan geçti, artık gideceğimiz yere doğru hareket edecektik ki, Kara'ya "geçerken beni de eve bırakır mısın?" dedi. Şaşırdık "naassı yanii" dedik. "Ben öyle sizi görmeye geldim, görüşemiyorduk." dedi. Tutamadım kendimi, "köpeğe yemek vermeye topuklu ayakkabılarını bu yüzden mi getirdin dedim?" Neler dedi o an hatırlıyorum. Kırılmış ve kızmıştım. Hala sevgilisinden gelen mesajla alakalı olduğunu itiraf etmiyordu. Dayanamadım onu da söyledim. "Az önce gelen mesaj sevgilindendi değil mi? İzin vermiyor, sende eve dönüyorsun." dedim. Ses tonu değişti ama yine de evet diyemedi. Israrla bizi görmeye geldiğini tekrarladı. O dakikadan sonra konuşmadım. Biz onunla kaç yıldır arkadaşız, kirlimizi, pisliğimizi, kusmuğumuzu, kalbimizi, derdimizi her şeyimizi anlatırız. Onay vermesek bile destek oluruz. Fakat o bu adamı korumak adına, bunu bile itiraf edemedi. Hayır dedi inatla. "Ben sizinle vakit geçirmek istiyordum fakat tartıştık - ya da izin vermedi. Ben onu seviyorum, beni anlayın gelemem." diyebilirdi. Demedi.

1,5 aydır falan konuşmuyoruz. Bana mesaj attı bir kere "börek var çay var, gel ye" diye. Bu bile kırıcıydı bence. Ama bir adımdı. "Görüşüp konuşacaksak, dışarıda yapalım bunu." dedim. "Bunu bir özür mesajı olarak algılama, ben hatalı değilim. Sen saygısız birisin. Başkalarının hayatına saygı duymuyorsun ama saygı bekliyorsun. Hep sen kırılıp, üzülüyorsun sanki." dedi. Oysa, açıklamasını yalana başvurmadan yapsaydı zaten beklediği saygıyı görecekti. Orada bizi salak yerine koyup, elimde topuklu ayakkabı poşetiyle köpek doyurmaya geldim demeseydi iyi olacaktı.

O koç burcu ben ise aslan. İkimizde "dediğim dedik, çaldığım düdük". Aradan zaman geçtikçe daha da kopuyor ve öfkeleniyorum. Daha önce de beni erkek arkadaş uğruna, gecenin yarısı sokakta bırakıp gitmişti. Üzülüp, korkup ağladığım olmuştu ama şimdi görüyorum ki, yılın malı ödülünün 2012 sahibesi ben olacağım. Keşke böyle olmasaydı ya da ben bu kadar arkadaşlarıma değer verip bağlanmasaydım. Diğer sikko arkadaşlar gibi tekme atıp, günümü gün etseydim. Ama ben asla öyle olamayacağım.

Sonrasında, ailevi bir problem ortaya çıktı. Ablam kötü haberi bir cuma sabahı paylaştı benimle. Evden çıkıp, işe geldiğim yol boyunca telefonda konuştuk. Ofise nasıl girdim, o günü ne gibi hatalarla kapattım sayamıyorum bile. Bu problemi anlatamasam da, benim için büyük önem taşıdığını ve psikolojimi sarstığını söyleyebilirim. Uykusuz geceler geçirdim, alkol alma isteğim arttı, insanlara olan tahammülümü yitirdim.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, Kara ile de bütün iplerimi kopardım. Satıcılığına, beni zor durumda bırakmasına artık katlanamadım. Yapılan bir şaka bile batmaya başladı. Gece dışarı çıkmıyorum diye tripler atıldı. Çalıştığım bir türlü kabul görmedi. Alkol alıp, sabahın köründe eve gelmem beklendi ve cebimde para olmadığı hesaba katılmadı. Allah biliyor beni asla bu konularda eksik etmedi ama gururlu bir aslan kızı olarak artık incinmeye başladım. Kendi paramla plana dahil olmak istedim, bunu da anlatamadım. Ablamlara canım sıkkın, eğlenemiyorum dedim yine olmadı ve ipler koptu. Hakkım vardı, helal ettim. Sende helal et dedim, etmedi. Sessiz kalmayı seçti. Dün arkadaş grubu olarak bir araya geldik fakat hala ben suçluymuşum gibi surat çevirdi. Gitmem hataydı zaten. Her yerden silmişim, ağlamışım, üzülmüşüm daha ne diye aynı ortama giriyorum ki? Gerek yoktu. Ve devamına da gerek yok. Benim canım yanarken, yanımda olmayanlara teşekkür ediyorum. Herkes gezsin tozsun yesin içsin ve de sıçsın. Çünkü bende sizin zor zamanınızda, size öyle yapmıştım! değil mi?

Allah hak etmeyen kimseye bunları yaşatmasın. Hayatımdaki negatiflikler bir an önce gitsin ve her şey yoluna girsin. En boktan anımda, yanımda olmasını istediğim kişiler sırtını döndü. Biri ortam merakına, biri aşk peşine. Allah hepinizin yolunuzu açık etsin. Benimkini de açsın :)

https://twitter.com/lazanyam
http://www.formspring.me/lazanya